TEL : 0 222 230 84 74
GSM : 0 505 347 47 35
Mesnevi Hikayeleri İle İyileşme
ÖNCE KARŞIDAKİNİ DİNLE
Kuyumcu ve Terazisi
Duyurular
Cinsellik nedir?
DEPRESYON NEDİR?
ERKEKLERDE ERKEN BOŞALMA
NLP Nedir?
NLP'nin 6 Sütunu-ilkesi
KOÇLUK NEDİR?
YAŞAM KOÇLUĞU
KADINDA CİNSEL İLİŞKİ KORKUSU ve VAJİNUSMUS (VAJİNAL AĞRI)
Etkin İletişim Kurmak
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
Yaşam Koçluğu
HAYAT BİR YAP-BOZ’A BENZER…
KARAKTERİMİZE TAKTIĞIMIZ MASKELER
Yaşam koçluğu nedir?
YAZILARIM
EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Özgürlükleri kısıtlayan devlet demokrat olamaz
Dini takıntısı olanlar
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU
OBEZİTE NEDİR?
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
PANİK BOZUKLUĞU
PSİKİYATRİ'DE İLAÇ KULLANIMI
YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR, OTİZM.
TIRNAK YEME VE PARMAK EMME
Televizyon ve Çocuk
Ruhsal Hastalıklarda Tedavi
Ruh Sağlığı Nedir?
Psikotik Bozukluklar ve Şizofreni
PSİKOLOJİ NEDİR?
Ailede iletişim ve Anne-Baba Tutumu
ÖFKE VE ÖFKE KONTROLÜ-
OKUL KORKUSU
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
MADDE BAĞIMLILIĞI
Logoterapi (Anlamkazanım tedavisi)
Konuşma bozuklukları:
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Geciken Özür
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
ERKEN BOŞALMA
Dikkat Eksikliği-Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DERS ÇALIŞMA VE BAŞARI YÖNTEMLERİ
DEPRESYON
DEMANS/BUNAMA NEDİR?
ÇOCUKLUK DÖNEMİ RUHSAL SORUNLAR
Çocuk ve cinsellik
BİPOLAR DUYGUDURUM BOZUKLUĞU
Anne-Baba Figürü Davranış ve Tutum
HİPERAKTİF ÇOCUK
Çocuğumuzda olumlu tutum elde etme
GÖREBİLMEK
Hastalar İçin Bilgiler
Aile İçi Şiddet
Boşanma ve Aile
Eşler Arasında Sorunlar
ANKSİYETE-KAYGI NEDENLERİ
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU NEDİR?
Kategoriler

EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

Hazırlayan Psikiyatrist Dr. Sıtkı KARACA

Felsefe bilgilerin bir sistematiğidir. Gerçeği bütünüyle kavramaya çalışır. Ancak felsefi görüşlerin gelişiminin de öncülleri vardır. Varoluşçuluk Dostoyevski'de kendisini bulmuştur (1). Onu varoluşçuluğun öncülü olarak değerlendiren düşünürler vardır. Elbette her öncül düşünce adamının o görüşü tam olarak içerdiğini ya da ileri sürdüğünü ve amacının bu olduğunu söyleyemeyiz. Bediüzzaman Said Nursi gibi büyük tefekkür insanı da kendi felsefesinin bütünü içinde değişik konularda düşüncelerini belirtmiştir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi de bu görüşlerini ileri sürerken yazımızda söz konusu edeceğimiz bilişsel yaklaşımı oluşturma amacında değildi. Doğal olarak onun görüşleri bilişsel yaklaşımı içeren bazı özellikler dışında başka anlamlar da taşımaktadır. Bunlardan biri, eşya ve olayların mutlak güzel ya da doğru olmadığını; önemli olanın olay ya da eşyalara verilen anlam olduğudur. 
Yazımızda öncelikle bilişsel görüşün temel yaklaşımı ele alınacaktır.  Daha  sonra  obsesif-kompulsif  bozukluğun  (evham-vesvese  hastalığı)  çeşitli yönleri ve özellikle bilişsel yaklaşım gözden geçirilecektir. Son olarak Bediüzzaman Said Nursi'nin bu hastalık hakkındaki görüşleri gözden geçirilecektir.

BİLİŞSEL GÖRÜŞÜN TEMEL YAKLAŞIMI
Bilişler (cognitions), dış ve iç dünyadan gelen uyaranları algı süreçlerine dönüştüren, bunları belirli bir düzen ve bütünlük içinde işleyen, değerlendiren (bir anlamda onları anlamlandıran), depolayan, yeniden belleğe çağırıp hatırlayan ve yeniden değerlendiren ruhsal süreçlerdir (2). Hastalar dikkatlerini yöneltmedikleri zaman bu düşüncelerin farkına varamamaktadırlar (3). Kişinin yaşadığı bir olayı yorumlayış tarzı onun duygusal tepkisini belirleyecektir. Aynı olaya verilen farklı kişisel anlamlar, aynı olaylar karşısında farklı duygusal tepki gösterilmesini açıklar. Bir olayın kişiye özel anlamının duygusal tepkiyi belirlediği düşüncesi bilişsel modelin temelini oluşturmaktadır (4) "Anlam" bir "biliş" (cognition) içinde yer alır. Kişinin olay karşısında gösterdiği duygusal tepkiyi anlamak için, olayın sözcük anlamı üzerinde değil kişisel anlamı üzerinde durmak gerekir (5). Bu kişisel anlamlar gerçekçi değildir, bilişsel çarpıtmalar söz konusudur. Bilişsel çarpıtma (cognitive distortion), kişinin uyarana karşı olumsuz düşünme, algılama ve yorumlama biçimidir.

Beck, kuramında biliş yapı kavramını şemalarla (schemas) formüle etmeye çalışmıştır. Bilişsel şema, bir ayıklama, kodlama ve değerlendirme sistemidir. Şema, organizmanın karşılaştığı uyarıcılar ortamında ham verilerin toplanıp özümlenerek, birtakım bilişlere dönüşmesini sağlayan; kişinin daha önceki yaşantılarının izlerinden ve öğrenmelerinden kaynaklanan belirli nitelikteki zihinsel aktiviteler örüntüsüdür. Bilişsel şemaların özellikleri; herhangi bir akıl yürütme süreci olmadan otomatik olarak ortaya çıkmalarıdır. İstemsiz (involuntary) olup, kişi istemediği halde kurulmuş bir makina gibi belirli, kalıplaşmış düşüncelerdir. Diğer insanlara makul gelmediği halde hasta kişiye oldukça makul gelebilir (6). Sürekli ve ısrarlıdırlar. İlgili ve ilgisiz bir çok koşulda aynı tür bilişsel çarpıtmalar izlenebilir (5).
Bireyin bir uyarıcıya veya bir koşula vereceği tepki geçmiş deneyim, yaşantı ve öğrenmelerle gelişir. Ruhsal bozukluk kişinin bilinçli olarak farkında olmadığı bu şemaların içeriğindeki varsayımları destekleyen bir yaşam olayı/olaylarının ardından gelişir. Bu yaşam olayı gizli durumdaki şemaları harekete geçirir. Bu hareketlenen şemalar olumsuz otomatik düşüncelerin (negative automatic thoughts) ortaya çıkmasına neden olur (7,8). Bilişsel çarpıtma, kişinin çeşitli durumlara ilişkin belirli olumsuz düşünme, algılama ve yorumlama biçimidir (5). Dış uyaranlar olduklarından ve taşıdıkları anlamdan daha farklı algılanarak, bireyin olumsuz  düşünmesi  ve  buna  uygun  davranmasına yol açar.  Otomatik düşünceler bilinçte baskın olup, ilgili ve ilgisiz bir çok koşulda aynı tür bilişsel çarpıtmalar izlenebilir. Bilişsel çarpıtmalar "obsesyon"lara benzetilebilir. Ancak bilişsel çarpıtmalar belirli uyaran durumlarına bağlı ve duygusal tepkilerle bağlantılı değişik içeriklerde ortaya çıkarlar (3).
Otomatik düşünceler kişinin içinde bulunduğu durumla ilgili bilgi ve verilerin işlenmesi sırasında oluşan çeşitli bilişsel hatalar sonucunda ortaya çıkar. Bu bilişsel hatalar gerçekliği konusunda, yeterli veri olmayan yani gerçekliği sınanmamış varsayımlara dayanmaktadır (9). Bilişsel tedavi, bilişlerin (cognitions) altında yatan yanlış inançların ya da şemaların, çarpıtılmış kavramlaştırmaların belirlenmesi ve düzeltilmesini hedefler (3).
Depresif birey, şematik süreç içinde hem geriye dönük, hem de ileriye dönük çarpıtmalara sahiptir. İleriye yönelik olumsuz varsayımların yanısıra, geçmişteki olumsuz olayları kolayca hatırlarken, olumlu olayların izlerini unutma eğilimi taşır (10).








BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'DE BİLİŞSEL YAKLAŞIM

"Güzel ahlaklı güzel düşünür. Güzel düşünen, güzel levhaları görür; fena ahlaklı fena düşündüğünden, fena levhaları görür." 
BSN
Bir olayın kişiye özel anlamının duygusal tepkiyi belirlediği düşüncesi bilişsel modelin temelini oluşturmaktadır. Aynı olaya verilen farklı kişisel anlamlar, aynı olaylar karşısında farklı duygusal tepki gösterilmesini açıklar (2). "Anlam" bir "biliş" (cognition) içinde yer alır. Kişinin olay karşısında gösterdiği duygusal tepkiyi anlamak için, olayın sözcük anlamı üzerinde değil kişisel anlamı üzerinde durmak gerekir (5,11). Bu kişisel anlamlar gerçekçi değildir, bilişsel çarpıtmalar söz konusudur. Bilişsel çarpıtma (cognitive distortion), kişinin uyarana karşı olumsuz düşünme, algılama ve yorumlama biçimidir. "....güzel ahlaklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyalar eder, kendi kendine ünsiyet eder." sözlerinde olduğu gibi BSN Sözler adlı eserinde küçük hikayeler halinde insanın olaylar karşısında takındığı durumun olaylara verdiği anlamlardan kaynaklandığını vurgulamaktadır (12). BSN "Ehl-i Sünnet  ve  Cemaat'a  göre  eşyanın  zatında   (kendisinde)  çirkinlik  ve güzellik yoktur. Ancak Allah'ın emriyle güzellik, yasaklamasıyla çirkinlik tahakkuk eder." sözleriyle islam akaidinde eşyaların anlamlarındaki göreceliğe dikkat çekmektedir (13,14).
Beck kuramında "şema" lar temel bir kavramdır. Bilişsel şemaların özellikleri; herhangi bir akıl yürütme süreci olmadan otomatik olarak ortaya çıkmalarıdır. İstemsiz (involuntary) olup, kişi istemediği halde kurulmuş bir makina gibi belirli, kalıplaşmış düşüncelerdir. Diğer insanlara makul gelmediği halde hasta kişiye oldukça makul gelebilir (6). Sürekli ve ısrarlıdırlar. İlgili ve ilgisiz bir çok koşulda aynı tür bilişsel çarpıtmalar izlenebilir (5). Olaylar olduklarından ve taşıdıkları anlamdan daha farklı algılanarak, bireyin olumsuz düşünmesi ve buna uygun davranmasına yol açar (3). BSN'ye göre ise, hayali çağrışımlar bir çeşit irade dışı resim yapmadır. İnsanın farazi tahatturu iradesiz ve isteğinin dışında, hayali çağrışımdır; yasak ona olmaz (14). Sözlerin manaları kalbden çıktıklarında biçimden ayrı olarak hayale gelir; hayalde şekillenirler. Hayal ise, her zaman bir sebeble çeşitli şekiller oluşturur (nesceder). Önem verdiği şeyin şeklini korur ve hangi anlam geçse; onunla ilişkilendirir. Anlamlar temiz, şekiller pis ve çirkinse ilişki temas düzeyinde kalır. Eşyalar arasında gizli ilişki bulunur. Hiç beklenilmeyen şeyler içinde ilişki bulunur. Bu ilişki (kelime benzerliği, yaşanılan olaylardaki yakınlıkları vb.) onları birbiriyle bağlamış. Bu ilişki nedeniyle mukaddes bir şeyi görmek,  çirkin bir şeyi akla getirir.  İki zıd şeyin beraber olmasına hayali ilişki yol açar. Bu ilişki ile gelen tahattura, tedai-yi efkar (düşüncelerin çağrışımı-kısaca çağrışım) denir. Zira üzüldükçe, önem verdikçe o zayıf tahatturun melekeye (alışkanlığa) döner. Bu çeşit tahattur genellikle iradesizdir. Şeytan, şu çeşit vesvesenin madenini çok işlettirir. Halbuki çağrışım genellikle ihtiyarsızdır. Onda kişinin mesuliyeti yoktur (15).
Vesvese hastalarında dikkati çeken temel bir özellik de büyüsel düşüncenin varlığıdır. Hastalar dış dünyada, herhangi bir fizik eylemin aracılığı olmaksızın sadece düşünerek bir olayın olmasına yol açabileceği duygusunu taşırlar. Bu kişiler için düşünmek bir şeyin olması için yeterlidir. Formüle edersek düşünce ve haraket eşittir; aynıdır. Kişi başkaları hakkında saldırgan, olumsuz, çirkin, kötü bir olay düşününce ya da aklına gelince bunların gerçekleşeceği korkusunu hisseder (16). "İmani konularda şüphe suretinde gelen vesvesede kişi hayal etmeyi düşünerek inanma ile değiştiriyor. Yani hayale gelen bir şüpheyi, aklında inancıyla ilgili bir şüphe olduğunu zannetmekte ve inancına zarar geldiğini kabul etmektedir. Hayal etmek, olduğunu farzetmek, tasavvur ve düşünme akılla doğrulamaktan ve kalben kabullenmeden ayrıdır ve başkadır. Onlar bir derece serbestirler. Cüz-i ihtiyariyi pek dinlemiyorlar. Dini sorumluluk altına girmiyorlar. Doğrulamak (tasdik) ve kabullenme (iz'an) öyle değildir. Hayal etmek, olduğunu farzetmek, tasavvur ve düşünme akılla doğrulamak ve kalben kabullenme olmayıp, şüphe ve tereddüt sayılmazlar." (15). Hastalık olarak kabul ettiğimiz obsesif-kompulsif bozuklukta hasta düşünce ve hareketin eşitliğine hükmetmektedir. BSN ise imani konularda vesvese içinde olan kişinin hayal etme ile  inanmayı eş tuttuğunu belirtmektedir. Bu ise hayalin düşünce ile, düşüncenin hareketle eş tutulduğu geniş bir tutumu bize göstermektedir .
Otomatik düşünceler kişinin içinde bulunduğu durumla ilgili bilgi ve verilerin işlenmesi sırasında oluşan çeşitli bilişsel hatalar sonucunda ortaya çıkar. Bu bilişsel hatalar gerçekliği konusunda, yeterli veri olmayan yani gerçekliği sınanmamış varsayımlara dayanmaktadır (9). Vesveseli adam, imkan-ı zati  (zatında mümkün) ile imkan-ı zihniyi (zihinsel olarak mümkün olma) birbiriyle karıştırır. Halbuki zatında mümkün olan şeyler diğer insanları rahatsız etmez. Karadenizin batması mümkün olmasına rağmen hasta olmayan kişi o denizin yerinde olduğuna hükmeder. İmkan-ı zatiden gelen ihtimaller, o yakine münafi değil ve o yakini bozmaz (17).
Depresif birey, şematik süreç içinde hem geriye dönük, hem de ileriye dönük çarpıtmalara sahiptir. İleriye yönelik olumsuz varsayımların yanısıra, geçmişteki olumsuz olayları kolayca hatırlarken, olumlu olayların izlerini unutma eğilimi taşır (10). BSN'e göre insanın geçmişten gelen hüzün ve gelecekten gelen korku ve endişeleri vardır. (15).  Yine  BSN  geçmişte  yaşanılan  kötü günleri (o günler geçtiği için sevinmek gerektiği halde) düşünüp üzülme ve gelecekte çekeceği düşünülen hastalık, sıkıntı için dertlenmenin evhamdan kaynaklandığını belirtmektedir (15,18).
"Cenab-ı Hak, korku damarını hayatı korumak için vermiş; hayatı tahrip için değil! Ve hayatı, ağır ve müşkil ve elim ve azab yapmak için vermemiştir." (19). Bu sözler insanın stres karşısında gösterdiği fizyolojik belirtilerinin esas olarak yaşamı kurtarıcı olduğu, gereksiz (gerçek dışı tehdit içeren değerlendirmelerde bulunma sonrası) kullanımının ise insan yaşamının çekilmez yaptığını ve değişik stres tepkilerine yol açtığını çok güzel açıklamaktadır (11,20).

EVHAM-VESVESE HASTALIĞI 
(OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK)
Obsesif kompulsif bozukluk halk arasında evham veya vesvese hastalığı denilen psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Hasta kendisine ve yakınlarına zarar vereceği ahlaki değerlerine ters veya kendisini dinden çıkaracağına inandığı mukaddes değerlere küfür ve saygısız düşüncelere sahip olduğu duygusu taşır. Bunlara obsesyon (vesvese) denir. Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile kovulamayan, yineleyen düşüncelerdir (21-24) Bu düşünceleri (vesvese) aklından uzaklaştırmak ya da beklenen bir felaketi önlemek amacıyla hastanın  belli  bir  kalıpta  yaptığı davranış veya düşünce kalıpları vardır. 
Bunlara kompulsiyon (zorlantılı eylem ve hareketler) denir (21). Bu hareketlerden en sık görülenleri: Sayma, kontrol etme, düzenleme, yıkama veya yıkanmadır. Hasta aptalca ve saçma bulduğu halde tekrar tekrar eşyaları sayar, kontrol eder, yeni baştan düzenler, yıkar ya da dakikalar hatta saatlerce ellerini yıkar veya yıkanır. Hastalar kendisi ve yakınlarının kesin emniyet içinde olması için gerekli hareketlerin tam olup olmadığından (gaz vanası açık mı?, gece kapılar kitlendi mi?, Ellerimdeki mikropları yıkadım mı? gibi) sürekli şüphe duyarlar (6). Hasta bu hareketleri belli bir sırada yapma duygusu yaşar. Sırayı şaşırır ya da araya başka bir şey girerse bütün davranışlarını baştan alır. Bu hareket ve davranışları belli sıra, sayı veya biçimde yapmazsa kendisine veya ailesine kötülük geleceği, kutsal şeyler (Allah (C.C.), Hz. Peygamber) hakkında şüphe veya hiç olmayacak şeyler düşünecekmiş gibi his olur (21-23,25,26). Bu düşünce ve davranışlar kişiye mantıksız gelmekle birlikte bunlara direnmek veya boşvermek, ortaya çıkan yoğun endişe nedeniyle mümkün olamaz (21). Doğal olarak bir çok kişi hastalık olarak değerlendirilemeyecek düzeyde düzenlilik, temizlik, dini ve ahlaki değerler, doğruluk, güvenlik gibi konularla ilgilenir. Ancak bu kişilerden çok azında rahatsızlık gelişir.
Hastalar başlangıçta belirtileri gizlemeye çalışırlar. Bunları anlamsız, gereksiz hatta saçma ve aptalca buldukları için belli etmemeye çalışırlar.   Halkın arasında bu rahatsızlığın uzun süre banyoda kalınca ortaya çıktığı sanılır. Zaten hastalık kendisini ilk olarak uzun süre yıkanma belirtisiyle gösterir. Bundan dolayı cinci ve üfürükçü hocaların "Banyoda cine uğramış, cin çarpmış" sözleri halkı kandırmada kolaylık sağlamaktadır. Ergenlik ve gençlik döneminin en riskli dönem olduğunda hekimler arasında fikir birliği vardır (26).
Hastalığın nedeni:
Biyolojik nedenler son yıllarda daha fazla suçlanmaktadır. Beyinde sinirler arasında ara ileticisi olan (transmitter) maddelerin eksikliği; özellikle serotonin adlı madde suçlanmaktadır (27). 
Yakın akrabalarda bu hastalığın daha sık görülmesi kalıtımsal geçişi düşündürmekte ise de, aile içi öğrenme ve etkilenme göz ardı edilmemelidir (22) 
Beynin bazı bölgelerinde yapısal ya da işlevsel bir bozukluk söz konusu edilmektedir (22,27).
Çocuğun anal dönemde (tuvalet eğitiminin öğretildiği dönem) çocuğun tuvalet eğitimi esnasında aşırı denetleme ve zorlanmasının bu hastalığa yol açtığı psikoanaliz açıklamada ileri sürülmüştür. Obsesyonel düşünceler, bastırılmış dürtülerin türevleridir. Anal dönemde sevgi ve nefretin uyuşması sağlanmadığı için yoğun bir iki değerlilik (ambivalans) ortaya çıkar. Sevgi ve nefret duygularının eşzamanlı yaşaması sonucu obsesif-kompulsif kişi ne yönde davranacağını bilememenin kararsızlığıyla çıkmaza girer. Yer değiştirme   (displacement),   yapıp bozma (undoing), karşıt tepki kurma (reaction-formation), yalıtma (isolation) bu hastaların kullandığı savunma mekanizmalarıdır (16,22,24,28)
Davranışçı görüş obsesyon ve kompulsiyonları belli sorunlara bağlı bunaltıyı azaltmak için bulunmuş ve zamanla koşullandırılmış davranış kalıpları olarak açıklar. İlk önce özel bir olay ya da düşünce ile oluşan bunaltı kompulsif hareketlerle azaltılır. Daha sonra benzer durumlarda aynı hareketler tekrarlana tekrarlana öğrenilir (22).
Bilişsel görüşe göre bir olayın varlığından çok bu olayı yorumlayışı kişide özgül duygusal yanıta yol açmaktadır. Bu kişilerde abartılı sorumluluk, suçluluk duyguları ve düşünce ile hareketlerin zihinsel birlikteliği önemlidir (28). Kendi zihinsel dünyasıyla gerçek dış dünya arasındaki sınırlar net değildir. Düşündüğü ve hayal ettiği şeylerin yaşamında gerçekleştiğini görmek bunlardan aşırı sorumluluk duyma ve suçluluk duygularıyla sonuçlanmaktadır (29). Bu hastalar öfkelerini sözel olarak dile getirmekte güçlük çekmekte, bunun yerine düşüncede kötülüğe başvurmakta, bundan doğan rahatsızlığı gidermek için de etkisizleştirme davranışları geliştirmektedir (28). Ayrıca obsesif-kompulsif bozukluğu olan hastalar belirsiz durumlarla karşılaşmayı güç bulmaktadır. Bu hastalar karar verme gereksinimi içindedirler ancak var olan olasılık çok fazla bilgi toplamayı gerektiriyorsa karar vermeyi erteleyebilirler.  Hastalar seçeneklerin çok fazla olduğunu varsaymakta, bu nedenle kararın uygun olmadığı sonucuna varmaktadırlar. Hastalar zarar verici durumları tehlikeli olarak kabul etmektedirler. Hastanın abartılı sorumluluk duygularının var olduğu belirtilmektedir. Hastalar "gerçek dışı tehdit içeren" değerlendirmeler yapmaktadır. Bu kişiler tehditi aşırı derecede yaşamaktadırlar. Olayın hem olma ihtimalini hem de gerçekleştiğinde olabilecekleri abartmaktadırlar (28).
Sonuç olarak diyebiliriz ki, serotonin adı verilen maddenin azalmasına yol açan kalıtımsal yatkınlığın üzerine öğrenmenin (toplumun değer yargıları, ahlak kuralları ve ailenin davranış kalıpları) ve bilişsel çarpıtmaların etkisi olabileceği söylenebilir. Ama aileler tek başına ve öncelikli olarak şüphe ve vesvese hastalığına neden olmaz.
Hastalığın belirtileri:
Hastalık çeşitli belirti kümeleri şeklinde görülebilir. Bunlar:
1. Kirlilik şüphesi ve temizlik davranışı: Çevresinin kirli olup olmadığından şüphe eder. Köpek pisliği arabasının kapısına değmiş olabilir mi, elini sıktığı kişiler tuvaletten sonra ellerini yıkamamış olabilir mi, dokunduğu eşyalar başkalarının idrar, dışkı ve menisi ile kirlenmiş olabilir mi kuşkuları olur. Hasta kirli olduğunu düşündüğü eşyalara dokunmaktan kaçınmaya çalışır. Zorunlu olarak dokunma sıkıntı ile olur ve hasta elini yıkar. Bu hastalarda belli yerlere dokunma ya da dokunmama; kullandığı ya da evdeki eşyaya birisi dokununca bu eşyanın temizlenmesi; saatlerce bulaşık, çamaşır yıkama, yıkayıp durulama, sık banyo yapma ve en sık bitmek tükenmez el yıkamaları görülür.
2. Zarar vereceği ve tam yapmadığı şüphesi ve kontrol etme davranışları: Temel belirti bir işi yapıp yapmadığından emin olmamadır. Hastada kapıyı, ocağı, pencereyi, musluğu, ışığı vb. açık bıraktım kuşkusu vardır. Hasta yaptığı işin (dikkatsizlik veya yeterince uyanık olmama sonucunda) kendisi veya etrafındaki kişilere zarar vereceği endişesini taşırlar. Hasta bu endişesini gidermek için yaptığı her işi kontrol eder. Ancak bu kontroller defalarca tekrarlarken, saatlerce sürebilir. 
3. Cinsel, saldırgan ve dinsel içerikli şüpheler: Hasta çevresindeki kişilere yönelik uygunsuz  cinsel hayal, eşcinsel olduğu şüphesi gelir. Saldırgan içerikli olanlarda kendisini, çocuğunu, eşini öldüreceğinden korkma tipiktir. 
4. Mükemmeliyetçi ve sayıcılar: Aynılık ve simetri yaşamları için çok önemli hale gelmiştir. Herşeyi belli bir düzen ve simetri içinde tutmak için çalışır. Bir davranışı belirli bir şekilde yapmak zorunluğu duyduğu için hareketleri tekrar tekrar yapmak zorunda hisseder. Evden belirli bir biçimde çıkma, yolda çizgilere basmama ya da kare taşların tam ortasına basma gibi davranışlarında eksiklik ya da yanlışlık olunca bütün hareketleri tekrarlama görülür. 
Bazı hastalar gördükleri sayı ve yazıları okumaktan kendilerini engelleyemezler. Hastalar gördükleri otomobil plakalarını, mezar taşlarını ve dükkan tabelalarını okumadan rahat edemezler.
Yine bazı hastalar ileride lazım olacağını düşünerek çeşitli eşyaları biriktirebilirler. Ev zamanla çöplüğe dönüşebilir.
Bazı hastalar da kuşkuya düştükleri davranışlarında "Abdesti doğru mu aldım?", "Namazı eksik mi kıldım?", "Kapıyı kilitledim değil mi?" gibi sorularla çevredekilerden doğru ve eksiksiz yapıp yapmadığının onayını alma ihtiyacı duyar.
Bazı hastalar ise yaptığı işi belirli bir sırayla ve mükemmel bir biçimde yapmaya çalıştığı için yavaş davranır ve çok zaman kaybeder.
Bu hastalarda dikkati çeken temel bir özellik de büyüsel düşüncenin varlığıdır. Hastalar dış dünyada, herhangi bir fizik eylemin aracılığı olmaksızın sadece düşünerek bir olayın olmasına yol açabileceği duygusunu taşırlar. Bu kişiler için düşünmek bir şeyin olması için yeterlidir. Formüle edersek düşünce ve haraket eşittir; aynıdır. Kişi başkaları hakkında saldırgan, olumsuz, çirkin, kötü bir olay düşününce ya da aklına gelince bunların gerçekleşeceği korkusuyla bu kötü şeylerin gerçekleşmemesi için dua okur, garip hareket ya da anlamsız bir şeyi 3 veya kendisince önemli ve uğurlu bir sayı kadar tekrarlar ya da düşündüğü ayıp, günah veya çirkin şeyin tersini düşünür veya söylerler (26).
Hastalığın tedavisi: 
Bazen bu sahanın uzmanı olmayan doktorların bile bu hastalık iyileşmez dediği olmaktadır. Hatta bazı eski psikiyatristler bu hastalığa psikiyatrinin kanseri demektedir. Ancak son 20 yıldır bulunan ilaçlar ve davranışçı-bilişsel tedavi yöntemleri bu hastalığın tedavisinde büyük gelişmelere yol açmıştır.
Hastalığın tedavisi yine de çok kolay değildir. Bu belirtilerin hasta ve çevresi tarafından hastalık olarak kabul edilmesi ve etkili bir şekilde verilen davranış biçimlerinin ve diğer önerilerin yerine getirilmesi tedavi için gereklidir. Hastalık belirtileri hemen düzelmez. Aile desteği ile hastalığın belirtileriyle başaçıkma  becerisi artırılır ve insanlarla ilişkileri geliştirilir. Tedavi unutulmamalı ki, uzun zaman alır. Bazı hastalar tedavi sonrası tam olarak iyileşirken, bir kısmı iyileşse de sıkıntı verici ve üzücü olaylar karşısında hastalık tekrarlar. Hasta ve yakınları ümitsizliğe düşmemelidir. Tedavi bütün süreçleri ile tekrar uygulanmalıdır. Hiç bir hastalığın garantili tedavisi olmadığı gibi şüphe ve vesvese hastalığının garantili tedavisi de yoktur. Ancak hekim-hasta ilişkisi ve bilişsel-davranışçı tedavi yaklaşımları ilaç tedavisinin etkisini artırmaktadır. 
Kullanılan ilaçlar:
Özellikle ayrıntılı değerlendirme gerektirmesi ve konumuzla doğrudan ilişkili olmaması nedeniyle burada söz konusu edilmeyecektir.
Bilişsel terapi:
Bilişsel yaklaşım yukarıda söz konusu edildiği gibi hastanın belirtilerinin yanlış inançlarından ve olumsuz otomatik düşüncelerinden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Hastanın obsesyonu ile ilgili yanlış inançların ya da olumsuz otomatik düşüncelerin farkına varması sağlanır. Daha sonra hastanın bu yanlış inançlara ya da olumsuz otomatik düşüncelere farklı biçimlerde bakması ve bu düşünceleri mantıklı düşüncelerle değiştirmesi sağlanır. Hastanın kendi sorumluluğuna yönelik aşırı değerlendirmesi ve düşünce ile eylemin birlikteliği hakkındaki yanlış inancı değiştirilir. Hastanın öfkesini sözel olarak ifade etmeyi öğrenmesi sağlanır. Hasta obsesyonel düşünceyle eylemi ayırt etmeyi öğrenmelidir. Bu da obsesyonel düşünceyle eylem arasındaki "sözde" ilişkinin yanlışlığını göstermek ve olayın çok değişik nedenlerle oluşabileceğini örneklerle açıklamalıdır (23,28). 
Obsesif düşünce gösteren hastaya hastalığın bilişsel yönü açıklanarak tedaviye başlanır: "Sorumluluk duygusu (davranış ya da düşüncelerinizle ilgisiz olan durumlarda) olumsuz sonuçlar oluşturma ve önleyebilme yönünden bir gücünüzün varlığına ilişkin inancınızdır. Bu inancınız  nedeniyle  ilgili  olmayan   sonuçlardan da  kendinizi  sorumlu tutmaktasınız. Büyüsel düşüncenin bazı özelliklerine her insan gibi siz de sahipsinizdir. Siz bir şeyi düşünmenin onu istemek anlamına geldiğini ve bir şeyi yapmayı düşünmenin onu yapmakla aynı olduğunu düşünmektesiniz. Örneğin, yasak bir cinsel ilişkiyi düşününce bunu yapmış gibi hissediyorsunuz. Ya da bir tanıdığınızın ölümünü düşününce onun ölümünü istemiş ve ölmesine sebep olacakmış gibi zannediyorsunuz. Birisine gelecek zararı önlemekten kaçınma zarara neden olmakla aynıdır, diye düşünüyorsunuz. Aklınızdan geçen rahatsız edici düşünceyi etkisiz hale getirme çabası göstermemek zararı istemek anlamına gelir diye kabul ediyorsunuz. Örneğin annenizin ölümünü düşündünüz, büyüsel düşünceye göre; siz annenizin ölümünü istediniz; ölümünü istediniz ve siz onu öldürmüş oldunuz; aklınızdan geçen bu kötü düşünceyi etkisiz hale getirecek duayı okuma, bir tahtaya vurma, anlamsız bir kelimeyi belirli bir sayıda tekrarlama, ya da tersi bir düşünceyi akla getirmeyi sağlayamazsanız annenizin ölmesini istediğiniz anlamına geldiğini düşüneceksiniz. Annenize gelecek zararı önleyeceğine inandığınız bu davranışları yapmayarak onun ölümüne neden olduğunuzu düşünebilirsiniz. Halbuki anneniz veya bir başka yakınınız yanınızdayken ya da uzaktayken bunu deneyebilirsiniz. Göreceksiniz ki bu düşünce ile anneniz ölmeyecektir. Olaylar sizin düşüncelerinizden bağımsız olarak oluşur." 
Kontrol davranışı gösteren hastaya da benzer şekilde hastalığın bilişsel yönü açıklanarak tedaviye başlanır. Bu hastalar yaptıkları ya da ihmal ettikleri davranışların kendisi ve yakınları için felakete yol açacağına inanmaktadır. Önce oluşacağına inandığı "felaketin" meydana gelme ihtimali sorgulanır (29). Daha sonra "felaket" doğuracağını iddia ettiği davranışın bu olaydaki etkisi sorgulanır. Örneğin elektrik düğmesinin açık kalıp kalmadığını defalarca kontrol eden hastaya davranışının nedeni sorulur. Davranışının nedenini "yangın çıkma" olarak söyleyen hastaya şehirdeki ev sayısı, yıllık yangın sayısı, çıkan yangınların kaçının açık bırakılmış elektrik düğmesi kaynaklı olduğu ve yılda kaç kez elektrik düğmelerini açıp kapadığı sorulur. Ayrıca hastadan elektrik düğmesini açık bırakma oranı da istenilir. Daha sonra bu ihtimallerin oranları saptanır. Bu oranlardan elekrik düğmesini bir kez açık bırakma ihtimali ve açık bıraktığında yangının çıkma oranı belirlenir. Bu inancın doğruluk ve meydana gelme olasılığı ile ilgili bir değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca hastanın felaket ile ilgili kendi sorumluluğunu abartılı değerlendirdiğinin farkına varması sağlanmalıdır. Korkulan bir durum ya da olayın meydana gelmesinde rol oynayabilecek tüm faktörlerin neler olabileceği liste halinde yazılır. Daha sonra korkulan durumun oluşmasında bu faktörlerin payları belirlenir. En sona hastanın olaydaki rol oranı bırakılır. Böylece olayda kendisinin sandığından daha az sorumluluğu olduğunu anlaması sağlanır.  Ayrıca "çifte standart" yöntemi kullanılır (28). Burada hastanın kendi karşılaştığı kötü duruma yol açtığını söylediği (hastanın kendisinin de saçma bulduğu) nedenle, başkalarının başına gelen kötü duruma gösterdiği neden araştırılır. Örneğin işlerinin kötü gitmesini evden çıkış şekline (kapıya üç kez vurması, merdivenlerde inerken her merdivende  3'e kadar sayması, dışarıdan evin kapısına 3 kez bakması gibi davranışlara) bağlayan hastaya bir arkadaşının işinin kötü gittiğini öğrendiğinde ona "senin de işlerin bu hareketleri yapmadığın için mi kötü gitti" diye sorup sormadığı sorulur. Hatta insanlara "siz işiniz kötü gidince kapınıza 3 kez vurmadığınız ya da bakmadığınız için olduğunu mu düşünüyorsunuz?" diye sorması istenir (29).
Yineleyen ve rahatsız edici düşüncedeki hastalarda bilişsel yöntemler davranışçı sağaltıma göre daha başarılı olmaktadır (28,29).
Davranışçı tedavi:
Bu görüşe göre hastalarda görülen belirtiler örnek alınarak öğrenilmiş yanlış davranışlardır. Yine öğrenmeyle bunlarla başaçıkma ve bu davranışları bırakmak mümkündür. En etkin tedavi yöntemi üstüne gitme (exposure) ve tepkiyi engelleme (response prevention) olduğu gözlenmiştir (29,30). Burada amaç, eski tepkilerin söndürülmesi ve yeni alışkanlıkların oluşmasıdır. Gerginlik oluşturan uyaran ya da durumla hastanın aşamalı olarak karşı karşıya getirilerek alıştırılması ve tepki göstermez duruma getirilmesi tedavideki temel noktadır (28). 
Alıştırma ilkesine dayalı tedavilere başlamadan önce, tedavinin mantığını ve rahatsızlığının çeşitli fizyolojik, emosyonel, bilişsel ve davranışsal boyutlarını hastayla konuşmak önemlidir (31). Çevresindeki eşyaları pis olarak değerlendiren dokunduğunda ve ardından temizlenmediğinde huzursuzluk hisseden hastaya tedavinin mantığını anlatmak için yapılacak açıklama aşağıdaki gibi olmalıdır: "Siz kirleneceğim korkusuyla, her şeyden kaçıyorsunuz. Böylece kaçarak gerginlik, huzursuzluk ve panik yaşamayı önlemeyi öğrenmişsiniz. Herhangi bir nedenle bir eşyaya dokunursanız, gerginlik ve huzursuzluğunuz başlıyor ve hemen yıkanma isteği duyuyorsunuz. Daha sonra bu isteğinize boyun eğer hale gelmişsiniz, çünkü yıkanınca gerginliğinizin azaldığını farketmişsiniz. Ancak yıkanmasanız da huzursuzluğunuzun azalacağını öğrenmemişsiniz. Eşyalara dokunduktan bir süre sonra yıkanmasanız da gerginliğiniz tamamen ve kendi kendine ortadan kalkar." (25).
Hastalar stresli durumla karşı karşıya bırakılır. Hastanın kompulsif davranış göstermesi engellenir. Bu esnada terapist hastaya model olur. Önce hastanın korktuğu ya da sıkıntı duyduğu davranışı yapar. Hastadan aynı davranışı yapmasını ister. Daha sonra bu davranışa yönelik tepkisini önler. Örneğin hastanın kirli bir eşyaya dokunamama, dokununca ellerini yıkamadığında huzursuzluk hissi oluyorsa; önce hekim kirli sayılan eşyaya dokunur ve hastadan da aynı şekilde davranmasını ister.  Daha sonra hastanın ellerini yıkama davranışını engeller. Model olma yöntemine göre kendisi de ellerini yıkamaz. 
Törensel davranış (bir iş yaparken belirli bir biçimde yapma) iki aşamalı tedavi edilir. Önce hastanın kirli saydığı eşyaya yıkanmasına izin verilmeden alıştırılır. Daha sonra hastanın törensel biçimde yıkanmasına izin verilmeden temizlenmesi öğretilir (25). 
Kontrol etme davranışı olan hastaların kendi davranışlarının sorumluluğunun bilincinde olmaları önemlidir. Hastaya aynı oturumda bir alıştırma iki kez yaptırılmaz. Hastanın düzenli olma ya da belirli bir düzenle iş yapma belirtisi varsa hastanın çevresindeki düzeni, eşyaların belirli bir biçimde ve yerde durması bozulur. Her şeyi düzgün ve belli bir sırada yapması engellenir. Engellenemeyen satın almanın tedavisi, hastanın satın alabileceği ortama konması, ancak gereksiz bir şeyin alınmasına izin verilmemesiyle yapılır. Hastanın eşya biriktirme davranışının tedavisi her tür gereksiz eşyanın atılmasıyla sağlanır (25). 
Üstüne gitme stratejilerinden biri de; hastadan olmasından korktuğu durum ya da kafasından atamadığı rahatsızlık veren düşünceleri cümle halinde basmakalıp şekliyle defalarca tekrarlaması istenir. Cümlelerin tekrarında arada müzik dinlenebilir ve şiir söylenebilir. Hastaya gevşeme egzersizi öğretilir. Obsesif düşünce aklına gelince gevşeyerek engellenmesi öğretilir.  Kötü şeyler hayal edip bunu gidermek için iyi şeyler hayal etmeye çalışan hastaların kötü hayallerini yazarak obsesyonunun üstüne gitmesi sağlanır (29).
Ailelere Öneriler:
1. Hastanın ve ailenin hastalık hakkında yeterince bilgilendirilmesi sağlanır.
2. Bu hastalığın sadece kendi ailelerinin bir üyesinde olmadığı, başka insanların da benzer yaşantıları olduğunu anlatınız.
3. Uygun ve aksatılmadan yapılacak bir tedaviyle belirtilerin düzeleceği, sıkıntılı dönemlerde belirtilerin tekrarlayabileceği, endişelenmemesi gerektiği ve tedaviyle düzeleceğini belirtiniz.
4. Diğer aile bireyleri hastanın davranışlarını onaylamamalı ve aşırı ve gereksiz el yıkamalarına ve kotrol etmelere izin vermemelidir. 
5. Aile üyelerinin hastaya yaklaşımı aynı olmalıdır. Karar verilen davranış ve tavırlarda sebat edilmelidir.
6. Hastanın onay almak için sorduğu sorulara uzun cevap vermekten kaçınılmalı; felsefi ve dini izahlar işe yaramaz.
7. Hastanın ilaçlarını düzenli ve aksatmadan kullanması sağlanmalıdır.
8. Hastanın evin düzenini değiştirmesine izin verilmemeli ve diğer aile fertlerine ilginizi engellememelidir. (Örneğin; ev kirlenecek diye misafirin gelmesini engellemesine izin verilmemelidir.)



BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'YE GÖRE
EVHAM-VESVESE HASTALIĞI* 
Özellikle dini içerikli obsesyoların (vesveselerin) kültüre bağlı olarak dindar toplumlarda daha çok görüldüğü belirtilmektedir (26). Elbette bu obsesyonların tedavisinde hastanın, bilişsel yaklaşımla, dini açıdan zarar görmediğinin gösterilmesi için din bilginlerinin açıklama ve yaklaşımlarına ihtiyaç vardır. Bu konudaki en güncel ve mükemmel yaklaşımı Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerinde bulduğumu belirtme zorunluluğu duymaktayım.
Vesvese, metafizik açıdan, şeytanın insan kalbini kurcalaması, hayal aynasına bir kısım resim ve manzaralar, hatıra ve hayaller atması demektir. Şeytanın bir insana, bilhassa mü'mine karşı oynayacağı son rol ve kullanacağı son siper, son mevzi ve silah vesvesedir  (32).   Kur'an-ı Kerim'in ayetleri ve peygamberimizin hadislerinin ışığında meseleyi ele alan diğer islam düşünürleri gibi Bediüzzaman Said Nursi'ye göre de vesvese şeytan tarafından insanın kalbine atılan bir şüphedir.
"Muhakkak ki şeytanın hileleri zayıftır" (Nisa Suresi:76) Var, ama yok gibidir şeytanın hilesi. Şeytanın attığı okların, gönderdiği görüntülerin asli hüviyetleri ve herhangi bir zararı yoktur.   Şeytanın vesvese adına bir kibrit çöpü kadar yokken, insan onu ormanları yaktıracak hale getirebilir (32).
Bediüzzaman Said Nursi önce vesvesenin ortaya çıkışını anlatmaktadır. Daha sonra bunun insanın iradesinin ve isteği dışında geliştiğini anlatarak sorumluluk olmayacağını belirtmektedir. Bilişsel yaklaşıma göre bu kişilerdeki kendini sorumlu tutma duygusunun fazla olduğunu düşünürsek bu önemli bir yaklaşım tarzıdır.
"Hayali çağrışımlar bir çeşit irade dışı resim yapmadır. Hayal etme güzele ve doğruya ait ise gerçeğin bir şekli ve örneği gibi olur. Güneşin ışık ve ısısı, aynada gerçek özellikleriyle görüldüğü gibi.. kötü ve yanlışa ait ise, gerçeğin hükmü ve özelliği şekline geçmez ve yansımasına yerleşmez. Örneğin pis ve iğrenç bir şeyin aynadaki yansıması ne pis ne de iğrençtir. Küfür tasavvur etmek küfür olmadığı gibi; kötü şey hayal etmek, kötü şeyin kendisi değildir. Özellikle iradesiz ve farazi tahattur ise tamammen zararsızdır. Ehl-i Sünnet ve Cemaate göre eşyadaki kötü ve çirkinlik Allah'ın yasaklaması sebebiyledir." (14)
İnsanın farazi tahatturu iradesiz ve isteğinin dışında, hayali çağrışımdır; yasak ona olmaz. O hayal ne kadar çirkin ve pis bir şeyin biçimi olsa da çirkin ve pis olmaz. (14)
Bilişsel görüşe göre kişinin yaşadığı bir olayı yorumlayış tarzı onun duygusal tepkisini belirleyecektir. Olayın kişiye özel anlamının duygusal tepkiyi belirlediği düşüncesi bilişsel modelin temelini oluşturmaktadır (4). 
"Anlam" bir "biliş" (cognition) içinde yer alır. Kişinin olay karşısında gösterdiği duygusal tepkiyi anlamak için, olayın sözcük anlamı üzerinde değil kişisel anlamı üzerinde durmak gerekir (5). Güzel ahlaklı güzel düşünür. Güzel düşünen, güzel levhaları görür; fena  ahlaklı  fena  düşündüğünden,  fena levhaları görür (33). 
Bilişsel görüşe göre hasta bir olayın gerçekleşme ihtimalini ve gerçekleştiğinde "tehditi" abartılı olarak değerlendirmektedir. Tedavide hastaya  bu  abartılı  değerlendirmenin  farkına  varması  temeldir. Buna BSN verdiği örneğin güzelliğini vurgulamadan geçemeyeceğim. Bir zat kayığa binmekten korkuyordu. Onun ile beraber bir akşam vakti, İstanbul'dan köprüye geldik. Kayığa binmek lazım geldi. Araba yok. Sultan Eyyüb'e gitmeğe mecburuz. Israr ettim; dedi: "Korkuyorum, belki batacağız!" Ona dedim: Bu Haliç'te tahminen kaç kayık var?" dedi: " Belki bin var." Dedim: "Senede kaç kayık gark olur?" Dedi: "Bir iki tane, bazen bazı sene hiç batmaz." Dedim: "Sene kaç gündür?" Dedi: "Üçyüz altmış gündür." Dedim: "Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üçyüz altmış bin ihtimalden bir tek ihtimaldir." (19). 
Yine Bediüzzaman Said Nursi bu hastalıkta hastaların bilgilendirilmesinin ve önem vermemenin faydalı olacağını belirtmektedir. Dini konularda gelecek şüpheler ile ilgili bilgi BSN'nin bu eserinden sağlanabilir. 
"Rabbim şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!  Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim! (Mü'minun: 97-98) 
Ey şüphe hastalığına yakalanmış! Şüphen belaya benzer: önem verdikçe, büyük gördükçe artar; Önem vermez ve küçük görür isen söner. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Korkmazsan hafif olur, gizli kalır. 
İçeriğini bilmezsen devam eder, yerleşir. İçeriğini tanısan gider. Şüpheyi bilgisizlik davet eder, bilgi onu uzaklaştırır ( 15 ). 
Hayal etme ve düşünmenin inanmayla aynı olmadığını belirtmektedir.   O'na  göre  hayal  etmede  irade  söz  konusu   değilken 
inanmada irade söz konusudur. Şeytan önce şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden küfretme ve saygısızlığa döner. Hayale karşı saygısızlığa benzer bazı pis hatıraları ve edep dışı çirkin durumları tasvir eder. Kalbe "eyvah" dedirtir. Ümitsizliğe düşürtür. Vesveseli kişi zannederki kalbi, Rabbine karşı su-i edepde bulunuyor. Aşırı bir korku ve heyecan hisseder. 
Ey biçare vesveseli adam! Telaşlanma; senin belleğinde canlanan küfretme ve saygısızlık değil, belki hayal etmektir. Küfrü hayal etmek, küfür olmadığı gibi; küfretmeyi ve saygısızlığı hayal etme dahi, küfretmek ve saygısızlık etmek değildir. Zira mantık olarak hayal etmek hüküm değildir.    Küfretmek ise,  hükümdür.    Kalbinin bu çirkin ve saygısız sözlerden üzgün olması ve kendini kınaması bu sözlerin kalbinin sözleri olmadığını göstermektedir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytaniden geliyor.  Vesvesenin asıl zararı zarar göreceğini düşünmektir. Hükümsüz bir hayali hakikat olarak düşünür, şeytanın işini kendi kalbine mal eder, şeytanın sözünü kendisiden zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zaten şeytanın da istediği budur.  Sözlerin manaları kalbden çıktıklarında biçimden ayrı olarak hayale gelir;  hayalde şekillenirler.  Hayal ise,  her zaman bir sebeble çeşitli şekiller oluşturur (nesceder). Önem verdiği şeyin şeklini korur ve hangi anlam geçse; onunla ilişkilendirir. Anlamlar temiz, şekiller pis ve çirkinse ilişki temas düzeyinde kalır. Anlamla şekil içiçe girmez. Fakat vesveseli kişi temas etmeyi içiçe girmekle karıştırır. "Eyvah!" der. "Kalbim ne kadar bozulmuş" diye düşünür. Nasılki, namazın için farz olan görünürdeki temizliğe, karnının içindeki (barsaklardaki) pislik ona etki etmez ve bozamaz. Öyle de: kutsal anlamların çirkin şekillere mücavereti zarar etmez. Örnek olarak sen Kur'an ayetlerini düşünüyorsun. O sırada bedeninden kalkan fizyolojik bir ihtiyaç duygusu (açlık, susuzluk, abdest bozma vb.) sonrasında bunlarla ilişkili işlerin hayallerinin içinden yüce anlamlar geçecek. Bu anlamlara boşluk, çirkinlik ve zarar vermez. Zarar kişinin zarar gördüğünü düşünme ve zannetmesidir.
Eşyalar arasında gizli ilişki bulunur. Hiç beklenilmeyen şeyler içinde ilişki bulunur. Bu ilişki (kelime benzerliği, yaşanılan olaylardaki yakınlıkları vb.)   onları birbiriyle bağlamış.   Bu ilişki nedeniyle mukaddes bir şeyi görmek, çirkin bir şeyi akla getirir. İki zıd şeyin beraber olmasına hayali ilişki yol açar. Bu ilişki ile gelen tahattura, tedai-yi efkâr (düşüncelerin çağrışımı-kısaca çağrışım) denir. Namazda iken çağrışım lüzumsuz çirkin şeylere yöneltir.  Farkında olunca, dön. "Aman ne kusur ettim" deyip araştırmakla meşgul olma ki, o zayıf ilişki dikkatinle güçlenmesin.  Zira üzüldükçe,  önem verdikçe o zayıf tahatturun melekeye (alışkanlığa) döner. Hayal hastalığı olur. Korkma kalbden kaynaklanan bir hastalık değildir. Bu çeşit tahattur genellikle iradesizdir. Şeytan, şu çeşit vesvesenin madenini çok işlettirir. Hâlbuki çağrışım genellikle ihtiyarsızdır. Onda kişinin mesuliyeti yoktur. Çağrışımda mücaveret var; temas ve karışma yoktur. Bundan dolayı düşüncelerin keyfiyetleri birbirine sirayet etmez, birbirine zarar vermez. Çağrışım nedeniyle istemediğin pis hayaller temiz düşüncelerin içine girse; zarar vermez. Kasıt olduğunda veya zarar gördüm zannıyla aşırı meşgul olma kişiye zarar verir. 
Amelin en iyi şeklini araştırmadan kaynaklanan vesvese takva zanniyle şiddetlendikçe, durum daha da kötüleşir. Hatta amelin iyisini ararken, harama düşer. Ehl-i Sünnet ve Cemaat'a göre eşyanın zatında (kendisinde) çirkinlik ve güzellik yoktur. Ancak Allah'ın emriyle güzellik, yasaklamasıyla çirkinlik tahakkuk eder. Güzel ve çirkin, kişinin farkında olmasıyla ilişkili ve ona göre kesinleşir. Bir şey zatında güzel veya çirkin olsaydı,  yaptığın hatalı ibadet kabul olmazdı.  Kişi abdest alsa ve namaz kılsa. Sonradan abdestini ve namazını bozacak bir sebeb, bu amellerde olsa; ancak sen hiç fark etmediysen senin abdest ve namazın doğru ve güzeldir. Daha önce farkına varmadığın için o ibadeti yerine getirirken bilginin dışında doğru olduğuna inanarak yerine getirdiğin için ibadetin geçerlidir. Kişi ibadetindeki tekrarlayan vesveseye aldırış etmemelidir. İbadetinin tamam olduğu kanaatıyla hareket etmelidir (32).
İmani konularda şüphe suretinde gelen vesvesede kişi hayal etmeyi düşünüp kabul etme ile değiştiriyor. Yani hayale gelen bir şüpheyi, aklında inancıyla ilgili bir şüphe olduğunu zannetmekte ve inancına zarar geldiğini kabul etmektedir. Bazen var olduğunu düşündüğü şüpheyi, imanına zarar veren bir şüphe zanneder. Bazen tasavvur ettiği bir şüpheyi, aklı ile doğruladığı bir şüphe zanneder. Bazen küfre ait bir meseleyi düşünmeyi küfür zanneder. Yani sapıklığın nedenlerini anlamak suretinde düşünme gücünün olmasını, araştırmayı ve tarafsız karar vermeyi imanın aksi zanneder. İşte şeytanın telkininin eseri olan şu zanlardan ürkerek: "Eyvah! Kalbim bozulmuş, inancıma zarar gelmiş" der. Bu durum genellikle isteği dışında olduğundan, cüz-i ihtiyarisiyle düzeltemediğinden ümitsizliğe düşer.  Halbuki küfrü hayal etmek, küfür olmadığı gibi; küfrü vehmetmek de küfür değildir. Sapıklığı tasavvur etmek sapıklık almadığı gibi; sapıklığı düşünmek de sapıklık değildir. Çünkü: Hayal etmek, olduğunu farzetmek, tasavvur ve düşünme akılla doğrulamaktan ve kalben kabullenmeden ayrıdır ve başkadır. Onlar bir derece serbestirler. Cüz-i ihtiyariyi pek inlemiyorlar. Dini sorumluluk altına girmiyorlar. Doğrulamak (tasdik) ve kabullenme (iz'an) öyle değildir. Hayal etmek, olduğunu farzetmek, asavvur ve düşünme akılla doğrulamak ve kalben kabullenme olmayıp, şüphe ve tereddüt sayılmazlar (15). 
Bu kişiler bir olayın hem olma ihtimalini hem de gerçekleştiğinde olabilecekleri abartmaktadır. Vesveseli adam, imkan-ı zati ile imkan-ı zihniyi birbiriyle karıştırır. Halbuki zatında mümkün olan şeyler diğer insanları rahatsız etmez. Karadenizin batması mümkün olmasına rağmen hasta olmayan kişi (elinde battığına dair bir bilgi olmadığı için) o denizin yerinde olduğuna hükmeder. Hastalar insanlardan bulaşıcı bir hastalık kapabileceğini delili olmadığı halde ileri sürerler (15).
"Nasılki, aynada akseden pislik pis değil ve aynadaki yılan şekli ısırmaz. Öyle de, kalbin ve hayalin aynalarında rızasız, isteğinin dışında gelen pis, çirkin ve küfre ait hatıralar zarar vermez."  (34).
"Mukaddes zatlar ve temiz, nezih şeyler hakkında gayet çirkin hayaller kişiyi rahatsız eder. Hayal ve fikir aynasında küfriyatın ve şirkin  yansıması  ve   sapıklığın  gölgeleri  ve   saygısız  çirkin  sözlerin 
32
hayalleri itikadı bozmaz, imanı değiştirmez, edebi bozmaz. İmkan-ı zatiden gelen ihtimaller, o yakine münafi değil ve o yakini bozmaz. Bir belirtisi olmayan olma ihtimali olan bir şey, mantığımızla kabullenmeyiz ki, şüphe verip, önemli olsun. Örnek verirsek: Hz. Peygamber (A.S.V.)  hakkında insan olması yönüyle olabilecek şeyler hatıra geliyor ki, imana zarar vermez. Fakat kişi zarar verdi zanneder, zarara düşer.  Hem bazen şeytan,  kalb üstündeki lümmesi cihetinde Cenab-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki: Onun kalbi bozulmuş ki, böyle söylüyor. Titriyor. Halbuki: Onun korkması ve rızasının olmaması delildir ki: O sözler, kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniden geliyor veya şeytan tarafından geliyor veya şeytan tarafından hatırlatılıyor ve hayal ediliyor."  (17).



KAYNAKLAR

1.Kaufmann W: Dostoyevski'den Sartre'a Varoluşçuluk. (Türkçe'ye çeviren Göktürk A.). 1. Baskı. De Yayınevi. İstanbul, 1964.
2. Güleç C: Psikoterapiler. Hekimler Yayın Birliği. Ankara, 1993.
3. Beck AT: Cognitive therapy: A 30-year retrospective. Am Psychologist 1991; 46:368-75. 
4. Karaca S, Aşkın R: Depresyonda bilişsel ve davranışcı yaklaşım. Depresyon Dergisi. 1996; 1:21-7.
5. Beck AT: Cognitive therapy and the emotional disorders. International Universities Press. New York, 1976.


33
6. Beck AT, Weishaar M: Cognitiv e Therapy. In: Freeman A, Simon KM, Beutler LE, Arkowitz H. Comprehensive handbook of cognitive therapy. Plenum Press, New York, 1989:21-36.
7. Sungur MZ: Depresyonun kognitif teorisi. Depresyon monografları serisi'nde. Hekimler Yayın Birliği. Ankara, 1993:123-34.
8. Kovacs M, Beck AT: Maladaptive cognitive structures in depression. In: Coyne JC. editor. Essential papers on depression. New York: New York University Press, 1985:240-58.
9. Sungur MZ: Depresyonda kognitif terapiler. Depresyon monografları serisi'nde. Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 1993:447-58.
10. Coyne JC: Thinking postcognitively about depression. In: Freeman A, Simon KM, Beutler LE, Arkowitz H. Comprehensive  handbook of cognitive therapy. Plenum Press. New York,  1989:227-44.
11. Şahin NH: Stres... nedir? Ne değildir? Şahin NH (ed.): Stresle başaçıkma; olumlu bir yaklaşım. Türk Psikologlar Derneği Yayınları. Ankara, 1994:1-16.
12. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 1-8. Söz. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996, 1. cilt:3-15.
13. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 21.Söz. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:1. cilt:109-14.
14. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 11.mektub. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:1. cilt:363-4.
15. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 21.Söz. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:1. cilt:112-14.
16. Köroğlu E: Psikiyatri (2); Anksiyete Bozuklukları. Hekimler Yayın Birliği. Ankara, 1995.
17. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 13.Lem'a. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:1. cilt:618-28.
18. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 2.Lem'a. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:1. cilt:580-583.
19. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 29.Mektub. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:1. cilt:533-569.
20. Baltaş A, Baltaş Z: Stres ve başaçıkma  yolları. 13.basım, Remzi Kitabevi. İstanbul, 1993.
21. American Psychiatric Association: Diagnostic and statistical manual of mental disorders. 4th ed. American Psychiatric Association. Washington DC, 1994.
34
22. Aslan H ve Ünal M: Obsesif kompulsif bozukluk. Psikiyatri Bülteni. 1993; 2:101-8. 
23.Sayılgan MA: Obsesif-kompulsif bozukluk ve bilişsel-davranışçı tedavi. Savaşır I, Boyacıoğlu G ve Kabakçı E (eds.): Bilişsel-davranışçı terapiler. Türk Psikologlar Derneği Yayınları. Ankara, 1996.
24.Sürmeli BA: Anksiyete, dissosiatif ve somatoform bozukluklar. Zafer Matbaası, Ankara.
25. Emmelkamp PMG, Bojman TK ve Scholing A: Anksiyete bozuklukları. Türkçe'ye çeviri Köroğlu E(ed.), Ceyhun B ve Oral N. Hekimler Yayın Birliği. 1994, Ankara.
26. Kılıç C: Obsesif kompulsif bozukluk: Klinik özellikler. 3P Dergisi 1995; 3 (ek.2): 17-21.
27. Rezaki M: Obsesif kompulsif bozukluğun nörobiyolojisine bakış. 3P Dergisi. 1995; 3 (ek.2):7-9.
28.Aslan H ve Ünal M: Obsesif kompulsif bozukluk (saplantı-zorlantı bozukluğu). Köroğlu E (ed.): Anksiyete monografları serisi (3). Hekimler Yayın Birliği. Ankara, 1995:101-142.
29. Tuğrul C: Obsesif-kompulsif bozukluğun tedavisinde bilişsel-davranışcı terapi yaklaşımı. 3P Dergisi 1995; 3 (ek.2): 29-35.
30. Gelder M: Kognitif (bilişsel) ve davranışsal terapiler. Tuncer Ö. (çeviren), Block S: Psikoterapilere giriş. Eker E (çeviri ed.). Cerrahpaşa Yayın Birliği. İstanbul, 1989:125-139.
31. Sungur MZ: Davranış tedavileri. Psikiyatri Bülteni. 1993;2:109-15.
32. Şahin MA: İnancın gölgesinde (2). Nil Yayınları. İzmir, 1991.
33. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. 28.mektub. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:1. cilt:511-32.
34. BSN: Risale-i Nur Külliyatı. Kastamonu Lahikası. Yeni Asya Yayınları. İstanbul, 1996:2. cilt:1571-1676.


Hazırlayan:
Psikiyatrist Dr. Sıtkı KARACA
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
ESKİŞEHİR