TEL : 0 222 230 84 74
GSM : 0 505 347 47 35
Mesnevi Hikayeleri İle İyileşme
ÖNCE KARŞIDAKİNİ DİNLE
Kuyumcu ve Terazisi
Duyurular
Cinsellik nedir?
DEPRESYON NEDİR?
ERKEKLERDE ERKEN BOŞALMA
NLP Nedir?
NLP'nin 6 Sütunu-ilkesi
KOÇLUK NEDİR?
YAŞAM KOÇLUĞU
KADINDA CİNSEL İLİŞKİ KORKUSU ve VAJİNUSMUS (VAJİNAL AĞRI)
Etkin İletişim Kurmak
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
Yaşam Koçluğu
HAYAT BİR YAP-BOZ’A BENZER…
KARAKTERİMİZE TAKTIĞIMIZ MASKELER
Yaşam koçluğu nedir?
YAZILARIM
EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Özgürlükleri kısıtlayan devlet demokrat olamaz
Dini takıntısı olanlar
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU
OBEZİTE NEDİR?
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
PANİK BOZUKLUĞU
PSİKİYATRİ'DE İLAÇ KULLANIMI
YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR, OTİZM.
TIRNAK YEME VE PARMAK EMME
Televizyon ve Çocuk
Ruhsal Hastalıklarda Tedavi
Ruh Sağlığı Nedir?
Psikotik Bozukluklar ve Şizofreni
PSİKOLOJİ NEDİR?
Ailede iletişim ve Anne-Baba Tutumu
ÖFKE VE ÖFKE KONTROLÜ-
OKUL KORKUSU
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
MADDE BAĞIMLILIĞI
Logoterapi (Anlamkazanım tedavisi)
Konuşma bozuklukları:
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Geciken Özür
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
ERKEN BOŞALMA
Dikkat Eksikliği-Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DERS ÇALIŞMA VE BAŞARI YÖNTEMLERİ
DEPRESYON
DEMANS/BUNAMA NEDİR?
ÇOCUKLUK DÖNEMİ RUHSAL SORUNLAR
Çocuk ve cinsellik
BİPOLAR DUYGUDURUM BOZUKLUĞU
Anne-Baba Figürü Davranış ve Tutum
HİPERAKTİF ÇOCUK
Çocuğumuzda olumlu tutum elde etme
GÖREBİLMEK
Hastalar İçin Bilgiler
Aile İçi Şiddet
Boşanma ve Aile
Eşler Arasında Sorunlar
ANKSİYETE-KAYGI NEDENLERİ
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU NEDİR?
Kategoriler

ÖFKE VE ÖFKE KONTROLÜ-

lGünümüzde şiddete yönelik olayların büyük bir hızla artmakta olduğu gözlenmektedir. Şiddet içerikli bu davranışlar, toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Şiddet içeren davranışlara çoğunlukla öfke duygusu eşlik etmektedir. Günümüzde öfkenin bir salgın halini alarak gittikçe yaygınlaştığı gözlenmektedir.

lÖfke “içsel ya da dışsal uyaranlara karsı bireyin vermiş olduğu biyolojik, psikolojik ve sosyal bir tepki” olarak değerlendirilmektedir.

 

lÖfke kavramı, “engellenme, saldırıya uğrama, tehdit edilme, yoksun bırakma, kısıtlama vb. gibi durumlarda hissedilen ve genellikle neden olan şeye ya da kişiye yönelik şu ya da bu biçimde saldırgan davranışlarla sonuçlanabilen oldukça yoğun olumsuz bir duygu”dur. Sözcük anlamı olarak öfke; “engellenme, incinme ya da gözdağı karsısında gösterilen saldırganlık tepkisi”, biçiminde de tanımlanabilmektedir.

lÖfke hoş olmayan bir duygudur. Bu duygu bir davranışın sonucu olarak ya da bir davranışın nedeni olarak ortaya çıkabilmektedir. Öfke, birçok iç ve dış etmenin etkisiyle genellikle ikincil bir duygu olarak ortaya çıkar. Öfke duygusu, korku, kaygı, üzüntü gibi çeşitli duygu durumlarını izleyen bir sonuç olarak da yaşanabilmektedir.

 

lÖfke duygusunun eşlik ettiği tepkiler genellikle, insan sinir sisteminin, içsel ve dışsal istekler, davranışlar ve baskılar karsısında verdiği bir stres tepkisi olarak değerlendirilir. Bütün bu tepkiler, insanın, psikolojik ve biyolojik güvenliğini sağlamasına ve yaşamını devam ettirmesine yardım ederler. Duygular, insan doğasında genetik olarak bulunurlar. Duyguların insan genetiğinde bulunmayan ve sonradan öğrenme yaşantılarıyla kazanılan yönü ise, bu duyguların nasıl yaşanacağıdır. Diğer bir ifadeyle insan, duygularını nasıl yaşayacağını (ifade edileceğini – ortaya koyacağını) sonradan öğrenir. Öğrenmenin etkisi en fazla öfke duygusunun

lyaşanması (ifade edilmesi) üzerinde kendisini göstermektedir. Öfke, uzun bir süre saldırganlık kavramının bir boyutu olarak görülmüştür. Öfke “yasamda kalmak için kaçma davranışının karşıtı olarak mücadele gerektiren durumlarda harekete geçirici bir güç olarak da görülmektedir”.

 

lGünümüzde ise, öfke duygusu ve öfke duygusunun eslik ettiği istenmeyen davranışlar sosyal yasam içerisinde önemli bir sorun olarak görülmektedir. Çünkü özellikle öfke duygusunun eşlik ettiği olumsuz davranışlar güvenli sosyal ortamları tehdit etmektedir. Bireylere öfkelerini denetim altına alma becerilerinin öğretilmesi gerekmektedir. Bireyin çevresinde gördüğü korku ya da öfke yaratan bir durum, onun bedensel olarak tepkide bulunmasına yol açar. Bireyin böyle bir durumda fizyolojik olarak vereceği tepkiler, kalp atışında hızlanma, gözbebeklerinde büyüme, terleme ve soluk alış verişinde hızlanma biçiminde olur. Verilen bu tepkilerin, birey tarafından, fark edilmesi ise onda korku ya da öfke duygusunu ortaya çıkarır. Öfke duygusunun denetim altına alınmasında, bu duyguya eşlik eden bedensel (fizyolojik) tepkilerin kontrol edilmesinin gerektiğini ileri süren yaklaşımlar bulunmaktadır.

 

lPsikanalitik yaklaşıma göre, öfkenin ifade edilmesi bireyde biriken enerjinin yarattığı gerilimin azalmasına yol açacaktır. Dolayısıyla öfke, biriken bu enerjinin boşaltılmasının bir yolu olarak görülür. Biriken enerjinin ifade edilmesi bireyde bir boşalım (katarsis) ve rahatlama sağlayacaktır. Öfke, psikanalitik bakış açısıyla içgüdüsel bir güçtür. Öfkenin bastırılması, birey için tehlikeli ve sağlıksız bir durum ortaya çıkarır. Psikanalitik yaklaşıma göre, öfkenin sürekli bir biçimde bastırılması psikolojik ve fizyolojik sağlığın bozulmasına yol açar. Psikanalitik yaklaşımın daha sonraki temsilcileri, "herhangi bir amaca ulaşma çabası engellendiğinde bireyde incitme davranışını güdüleyen bir öfke duygusu ortaya çıkar" açıklamaların iki yönünün bulunduğu görülmektedir. Bunlardan biri, öfkenin olağan nedeni engellenmedir. İkincisi ise, öfke ve saldırganlığın doğuştan gelen bir dürtü olduğu ve amacına ulaşıncaya kadar süren bir enerji biçimi özelliği taşımasıdır.

 

lBilişsel davranışçı yaklaşıma göre birey, engellenme yaşadığı durumda, engellenmesinin nedeninin mantıklı olduğunu anlarsa, öfke ve saldırganlık tepkisi ortaya çıkmayabilir. Öfke ve saldırganlığı içgüdülerle açıklayan yaklaşımların dışında, öğrenme süreçlerini ön plana çıkararak açıklayan yaklaşımlar da bulunmaktadır. Bu yaklaşımların arasında sosyal öğrenme kuramı önemli bir yer tutmaktadır.

lSosyal Öğrenme Kuramına göre, davranışlar, bireyin çevresinde gözlemlediği davranışları taklit yoluyla model alması ile kazanılır. Öğrenilmiş olan öfke ve saldırganlık içeren bir davranışın ortaya konulmasını ise bireysel ve çevresel faktörler etkilemektedir. Gözlenmiş olan öfke içerikli davranışın ya da öğrenilmiş olan bir davranışın ortaya konulmasında, bireyin kendi benliğini algılayışı, karsı karsıya olduğu durum ve diğer çevresel etmenler önemlidir. Birey bütün bu etmenleri değerlendirerek, öfke içerikli tepkilerini ortaya koyup koymamaya karar vermektedir. Bütün tepkilerde olduğu gibi birey, öfke ve saldırganlık içeren tepkilerini de ortaya koyarken, öz kontrol becerilerini ve (aynı zamanda durağan olmadığına inandığı) benlik algısını dikkate alarak, durumdan duruma değişiklik gösteren davranışlar gösterebilmektedir.

 

lBilişsel Davranışçı Yaklaşım’a göre, yaşamda karşılaşılan çeşitli durumlar bireylerde farklı heyecansal tepkilere yol açar. Bu durum bireylerin duygularını da farklı biçimlerde ortaya koymalarına neden olur. Bireylerin nasıl tepkide bulunacağını, durumlara ve olaylara ilişkin algıları ve onlara yüklediği anlamlar belirler. Duyguların temelini bireyin algıları ve olaylara verdiği anlamlar oluşturur. Tüm duygusal durumlarda sinir sistemi uyarılmaktadır, fakat bireyin nasıl tepkide bulunacağına ilişkin ipuçları, bireyin içinde bulunduğu koşullar tarafından, yani çevre tarafından belirlenir. Bilişsel yaklaşımda öfke duygusu ise, daha çok fizyolojik, davranışsal, bilişsel ve duygusal yapının ortak bir sonucu olarak görülmektedir. Bu açıdan öfke, kontrol altına alınması gereken bir duygudur. Bunu da, öğrenme ilkelerine göre, bireyin öfke içeren davranışının altında yatan temel düşüncenin değiştirilmesi yoluyla gerçekleştirir.

 

lBilişsel davranışçı yaklaşımların, öfkenin, özellikle ifade biçimi üzerinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Bu yönüyle öfkenin ifade edilme biçiminin, öğrenilmiş bir davranış olduğu görüsünde birleşirler. Bilişsel davranışçı yaklaşıma göre, öfke duygusunun ortaya çıkmasına neden olan şey uyarıcı değildir. Öfke duygusunun ortaya çıkmasına neden olan şey, bireyin bu uyarıcıyı algılama biçimi ve uyarıcıya verdiği anlamdır. Bireyde öfke duygusu gibi olumsuz bir biçimde ifade edilme olasılığı bulunan duyguların yaşanmasına yol açan şey, bireyin karsı karsıya kaldığı olay ya da durumlar değil, olay ve durumlara bireyin yüklemiş olduğu anlamlardır. Bilişsel davranışçı yaklaşımda bildirildiği gibi, öfke duygusu içeren tepkilerin, bireyin olayları algılayış biçimiyle ilgili olduğunun vurgulanması, öfke duygusunu anlamada ve onu denetim altına almada önemli kolaylıklar sağlamaktadır.

 

 

lVaroluşçu-insancıl yaklaşımgöre, insan, kendi varlığının, ne yapmakta olduğunun ve kendisine neler olduğunun bilincinde olan bir varlıktır. Bunun sonucu olarak birey, kendisine ve çevresindeki olaylara ilişkin kararlar verme ve kendi sorumluluğunu üstlenme yeteneğine sahiptir. İnsan, çoğu kez başkalarına yansıttığı öfke gibi olumsuz duyguları da dâhil, tüm duygularının sorumluluğunu üstlenmelidir. Birey, başkalarına yönelik öfke duygusunun eslik ettiği, kendisine yönelik eleştirici tutumlarını kabul etme sorumluluğunu üstlenmediği için, bu duygularını başkalarına yansıtır. Diğerlerinin öfkeli olduğuna inanır. Birey kendisinin değilmiş gibi yaşadığı öfke duygularını kendisine mal ettikçe zenginleşir. İnsan kendisini kendi dünyası içinde algılar. Bunu yapamadığı oranda da Heidegger' in varoluş suçluluğu dediği olguyu yasar.

 

lİnsan doğası doğuştan iyidir ve çevresiyle iyi ilişkiler kurabilir. İnsan, yasamı süresince karsılaştığı olumsuz koşullar sonucu, diğer insanlara karsı, öfkeli, bencil ve etkisiz tutumlar geliştirebilir. Birey çevresinden kendisine yönelen etkileri fark ettiğinde, otomatik tepkiler vermek yerine tepkilerini kendisi seçer. Geliştirdiği amaçlar doğrultusunda da çevresini yönlendirir. Öfke duygusunun, bireyin yaşamında bir görevi vardır. Öfkenin bireyin yaşamında hangi işlevi yerine getirdiğinin anlaşılması önemlidir. Bu nedenle birey için öfkenin kendi yaşamındaki yerinin anlaşılması ve açıklığa kavuşturularak bireyin bunu fark etmesi gerekir. Birey merkezli yaklaşımda, öfke duygusu ve bu duygunun sonucunda ortaya konulan tepkiler, benlik saygısının düşmesine yol açan incitici durumlara karsı verilen bir tepki olarak değerlendirilir

 

 

lÖfkeyi ortaya çıkaran uyarıcıları üç grupta incelemek gerekir. Bu uyarıcılar aşağıdaki biçimde açıklanabilir:

l1. Öfke bazı durumlarda dış uyarıcılar nedeniyle ortaya çıkabilir:

l2. Öfke bazı durumlarda ş uyarıcıların etkisi ve bu dış uyarıcıların bireyde oluşturduğu imgeler ve geçmişe ait çağşımların etkisiyle ortaya çıkabilir:

l3. Bireyde, iç uyarıcıların etkisiyle ortaya çıkan öfke, düşünce ve duygularla, harekete geçirilir:

 

l1. Öfke bazı durumlarda dış uyarıcılar nedeniyle ortaya çıkabilir:

lHerhangi bir dış uyarıcı tarafından bireyin amacına ya da isteğine ulaşmasının önlenmesi, herhangi bir iş için sırada uzun süre bekletilme, yoğun bir trafikte sıkışıp kalma ve ulaşacağı yere zamanında ulaşamama, yine başka birinin sert eleştirisine maruz kalma, konuşmalarının başka biri tarafından sık sık yarıda kesilmesi gibi davranışlarla karsı karsıya kalan birey öfkelenebilir. Bu baslık altında ele alınan dış uyarıcılar olarak ifade edilenler, sadece bireylerin karsılaştıkları olay ya da olgular değil, bireylerin çevrelerinde bulunan nesneleri de kapsamaktadır. Bu nesneler bazı durumlarda dış uyarıcı olarak bireylerin öfkelenmelerine neden olabilirler.

lÖrneğin; bireyin bilgisayarının bozulması ya da acelesi olan bir bireyin arabasının çalışmaması bireyde öfke yaratabilir. Bunların tümü öfkeyi ortaya çıkaran dış uyarıcılar olarak ele alınabilir.

 

l2. Öfke bazı durumlarda ş uyarıcıların etkisi ve bu dış uyarıcıların bireyde oluşturduğu imgeler ve geçmişe ait çağşımların etkisiyle ortaya çıkabilir: Bu durumun en açık örnekleri, travma sonrası stres yaşayan bireylerde görülür. Bu bireylerin travmatik yaşantıya yol açan uyarıcılara benzer uyarıcılarla ya da o uyarıcıyı çağrıştıran farklı uyarıcılarla karsılaşması durumunda, ortaya çıkan güçlü tepkilerinden bazıları, içinde öfke duygusunu barındırabilir. Öfkenin dış uyarıcıların etkisi ve bu dış uyarıcıların bireyde oluşturduğu imgeler ve geçmişe ait çağrışımların etkisiyle ortaya çıkmasına, günlük yasamdan da birçok örnek verilebilir.

lDaha önceki yaşantılarından kocasına güvenini kaybetmiş olan bir kadının, kocası başka bir kadınla konuştuğu zaman şiddetli bir biçimde kıskançlık ve öfke yasaması bu duruma örnek olarak verilebilir.

 

l3. Bireyde, iç uyarıcıların etkisiyle ortaya çıkan öfke, düşünce ve duygularla, harekete geçirilir: Örneğin bir birey bir süre beraber olup daha sonra ayrılmış olduğu eski eşini düşündüğünde öfkelenebilir. Bazı durumlarda öfke, diğer duygular tarafından başlatılabilir. Birey yaptığı / yapacağı kötü bir işi düşünürken öfke duyabilir. Birey başka birinin kendisini eleştirisinden ve reddetmesinden korktuğu için öfke ya da savunma biçiminde tepkiler gösterebilir. Bu durumların her ikisinde de yaşanan öfke duygusu diğer duyguların tetiklemesiyle ortaya çıkmaktadır.

 

lÖfkeyi ortaya çıkaran durumlar verilerek ayrıca bunların ne kadar geçerli olup olmadığı konusu da kısaca tartışılmaktadır.

l1.Kayıplar: Bireyin yaşamında önemli olan ve sevilen birinin ölümü, fiziksel bozukluklardan dolayı ortaya çıkan kayıplar, bireyin isini kaybetmesi gibi kayıp durumları bireyde, acı, üzüntü ve yas duygularının yaşanmasına yol açar. Bir kayıp durumu karsısında bireylerde genellikle öfke duygusu ortaya çıkabilir. Kayıplar karsısında bireyde öfke duygusunun dışında diğer olumsuz duygularında ortaya çıkma olasılığının olduğu unutulmamalıdır.

 

l2.Tehditler-Korkular: Bireyin etkisinde kaldığı yasadışı olaylar, saldırıya uğraması, savaş ya da uzun süre issiz kalma... gibi durumlardan kaynaklanan kaygı, korku ve güvensizlik duygularının bir sonucu olarak öfke duygusu yaşanabilir. Öfke konusunda yapılan açıklamalara bakıldığında,“saldırıya uğramak ve tehdit edilmek öfkeye neden olur” açıklaması en temel yargılardan birsidir. Fakat bu yargının çoğunlukla böyle olmadığı görülmektedir. Saldırı ve tehditler karsısında bireyler çok çeşitli tepkilerde bulunabilirler. Örneğin; birey fiziksel ya da sözlü bir saldırıya uğradığında öfkelenebilir ve karşı saldırıya geçebilir. Yine saldırıya uğramış bir birey şok olmuş ya da fiziksel bir mücadelede yenildikten sonra kendini sadece üzgün hissetmiş olabilir.

 

l3.Engellenme: Bireyin gereksinimlerinin giderilmesi engellendiğinde yaşadığı çaresizlik ve yetersizlik duygularının sonucu olarak öfke duygusu ortaya çıkar. Fakat öfkeye neden olan etmenlerden biri olarak görülen engellenme konusunda “engellenme öfkeye yol açar” yargısı dikkatli bir biçimde incelendiğinde, bu yargının her zaman geçerli olmadığı, sadece bazı sınırlı durumlarda geçerli olduğu görülmektedir.

 

l4.Reddedilme: Öfke, bireyin başka biri tarafından reddedilmesi durumunda yaşadığı incinme, çöküntü ve değersizlik ve hayal kırıklığı duygularının sonucu olarak ortaya çıkabilir. “Reddedilme öfkeye neden olur” yargısının da tartışılması gereken bir yargı olduğu açıktır. Reddedilme sonucu yaşanan hayal kırıklığına neden olan durumun (olayın) akılcı (mantıklı) olduğu doğrulanırsa, insanlar bu reddedilme durumuna öfkeyle karşılık vermeyeceklerdir. Örneğin; aksam evine geldiğinde yemeğin hazır olmadığını görüp, genellikle eşine öfkelenen bir koca, esinin yemek hazırlayamayacak kadar hasta olduğunu fark ederse öfke yaşamayacaktır. Bu durumda öfkelenmeye neden olan durumlara, bireyin akılcı yaklaşıp yaklaşmamasının da öfkenin ortaya çıkmasında etkili olacağı söylenebilir.

 

lBireylerde öfkeye neden olabilecek durumlar doğrudan ya da dolaylı etkileriyle öfkeyi ortaya çıkarırlar.

l1. Öfkenin ortaya çıkmasına doğrudan etkide bulunan etmenler: Bireyin hoş olmayan yaşantılarla yüzleşmesi ve bu yaşantılarda rol alan asıl uyarıcının, bireyde hoş olmayan bir yaşantıya yol açması, öfkenin ortaya çıkmasında etkili olmaktadır. Bu asıl uyarıcı ise bir fiziksel saldırı, eleştiri, baskı, engelleme, reddedilme, yoksun bırakma ya da bir karsı koyma olabilir. Bu durum bireyde öfke yaşanmasına neden olur. Çünkü bu uyarıcılar bireyin güvenliğini ve gereksinimlerini örtük bir biçimde tehdit eder, birey tarafından doğrudan, kendi özgürlüğüne yöneltilmiş bir tehlike olarak algılanır. Öfkenin ortaya çıkmasına doğrudan etkide bulunan bir diğer grup durum ise, bireyin kendi haklarına doğrudan saldırı olarak yorumladığı komutlar ve sınırlamalardır. Otorite durumunda olan kişi tarafından yapılan bir sınırlama ya da yasaklanmış bir etkinlik, yasaklamadan etkilenen bireyde öfke yaratabilir.

 

lÖfkenin ortaya çıkmasına doğrudan etkide bulunabilecek durumlara örnek olarak; bir genç yetişkinin herhangi bir fiziksel saldırıya uğraması, bir öğrencinin öğretmeni tarafından derste birkaç arkadaşıyla beraber ıslık çaldığı için azarlanması, bilet için sırada bekleyen bir tiyatro severin bileti almasına arkasından iterek engel olunması, bireyin sevgilisi tarafından reddedilmesi, istemediği halde bir çocuğun oyuncaklarını kardeşiyle paylaşarak birlikte oynamasının istenmesi, yeni bir politika üretmeye çalışan bir grup üyesinin diğer bir üye tarafından engellenmesi vb. verilebilir

 

l2. Öfkenin ortaya çıkmasına dolaylı yoldan etkide bulunan etmenler: Bu dolaylı etmenler ise, bireyin kendisinden kaynaklanan ya da diğerleri tarafından yöneltilen uyarıcıların karşılıklı etkileşimini içermektedir.

lÖzellikle bireye başkaları tarafından yöneltilen birçok davranış vardır ki bunlar ilk bakışta doğrudan bir saldırı olarak algılanmazlar. Bireye yöneltilen bu davranışların her birinin anlamlandırılması, bireyin bu durumları kendisine bir saldırı olarak algılayıp algılamamasına bağlıdır. Başkaları tarafından kendisine yöneltilen bu davranışların sonucunda, kendi benlik değerinin düştüğünü algılaması da öfkeyi ortaya çıkaran etkenlerden biri olarak görülür.

 

lBu dolaylı etki durumlarına örnek olarak; bireyin düzenlediği bir partiye davet ettiği misafirinin, kendisine karsı dolaylı yollarla bilgiçlik taslaması sonucu kendisini incinmiş hissetmesi, bir arkadaşının isindeki başarılarıyla ilgili anlattığı başarı öykülerinin dinleyenlerde uyandırdığı duyguların öfkeye dönüşmesi, kız arkadaşının başka bir erkekle neşeli bir biçimde sohbet ettiğini gören bir gencin hissettiklerinin öfkeye dönüşmesi, güzel hazırlanmış bir kahvaltı beklerken, esinin hazırlamaması nedeniyle kahvaltı yapamayan bireyin esine kırılması sonucunda öfke yasaması, verilebilir. Ayrıca bireyin yapılan herhangi bir davranışı (gerçekte bir tehdit olmadığı halde)varsayımsal olarak kendisine tehdit biçiminde algılaması da bireyde öfkeye yol açabilmektedir. Bu durum şu örneklerle açıklanabilir; dur işaretinde geçen bir motorlu aracı uzaktan gören yayanın öfkelenmesi, sofrada yemek yeme kurallarına uymayan çocuklarına sinirlenen ana -babanın öfkelenmesi, kendini bir yasaya ya da bu yasada yer alan bir uygulamaya adamış bir kişinin binlerce mil uzakta bir ihlalin işlendiğini duyduğunda, öfkelenmesi vb. gibi.

 

lBu olayların hiç biri bireye karsı kesin ve doğrudan bir tehdit oluşturmaz, fakat birey bu durumlar karsısında doğrudan bir saldırıya uğramış gibi tepki verebilir. Örneğin; yayanın hız yapana öfkesini, “o sırada caddeden karsıya geçen ben olabilirdim ya da gelecekte böyle bir durumla ben karsılaşabilirim” biçiminde açıklaması. Bu gibi varsayımsal tehditlerin ortaya çıkardığı öfke durumunun insan ilişkilerindeki anlaşmazlıklardaki payı oldukça yüksektir. Öfkeyi ortaya çıkaran olabilecek dört etken şu biçimde sıralanabilir; (1) Fiziksel saldırıya maruz kalma. (2) Sözel bir çatışma ortamında bulunma; Örneğin, alay edilme. (3) Reddedilme, diğerleri tarafından değerli olmadığı mesajlarının verilmesi ya da bireyin kendisinin böyle bir algıya sahip olması. (4) Emir ve yaptırımlara boyun eğmek zorunda kalmak, bireye, istemediği bir şeyi yapması yönünde baskı ya da zor kullanılması.

 

lÖfke duygusunun temelinde, “başkalarının gözündeki kişilik değerimin düşmemesi için hata yapmamalıyım” gibi bir düşünce biçimine de rastlanmıştır. Bireyin kendisini kanıtlamasının gerekli olduğuna inanmasının, başkalarının kendi mutluluğunu engellediğine inanmasının ve ilişkilerinin planlandığı gibi yürümesi gerektiğine ilişkin düşünce biçimlerinin, öfkenin ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Öfke duygusunun ortaya çıkmasında etkili olabilecek birçok etmen sayılabilir.  Temel olarak, öfke duygusu bireyde var olan denge durumunun bozulmasının sonucunda ortaya çıkar. Öfkenin sözel ve fiziksel tepkilerle ya da zihinsel süreçlere nasıl bir ifade bulacağı önemlidir. Bu nedenledir ki bilişsel süreçler öfkenin en iyi kontrol edileceği yerdir.

 

lÖrneğin; bireyin beklediği birinin geç kalması, bireyde hayal kırıklığı yaratan bir durumun ortaya çıkması ya da başka biri tarafından incitilmesi durumunda nasıl tepkide bulunacağı, tamamen onun bilişsel süreçleriyle ilgilidir. Bu durumlara bireyin getireceği yorum ve açıklamalar, bireyin öfkelenip öfkelenmeyeceğini ya da öfkesini nasıl ifade edeceğini belirleyecektir. Başka biri tarafından incitilen bireyin, bu kişinin davranışlarının arkasında bir kastı olabileceğini düşünmesi onun vereceği tepkinin niteliği üzerinde önemli bir rol oynamaktadır. Bireyin bu davranışa vereceği tepkide, bu davranışa ya da davranışı yapan bireye yönelik olarak yaptığı yüklemeler oldukça etkili olmaktadır. Eğer birey karsı karsıya kaldığı bu davranışın gerçekten kendisini incitmek amacıyla yapıldığı kanısına varırsa, vereceği tepki büyük olasılıkla öfke tepkisi olacaktır.

 

l1.Öfke duygusunun insanın doğasında var olduğu,

l2. Öfke duygusunun hiçbir zaman yok sayılamayacağı,

l3. Öfke duygusunun ortaya çıkısının ya da yaşanmasının engellenemeyeceği biçiminde sıralanabilir. Bu açıdan bakıldığında öfkenin ortaya çıkmasının engellenmesinin doğru olmayacağı ve bu engellemenin bireyin doğasına zarar verebileceği söylenebilir.

 

lKİŞİLERİN ÖFKELERİNİ HAREKETE GEÇİREN İPUÇLARINI TANIMALARINA YARDIM ETME

lKişilerin öfke yaratan durumla karşı karşıya kaldıklarında, öfkeleneceklerine işaret eden içsel uyaranları fark etmeleri ve tanımaları, öfke denetiminin birinci aşamasıdır. Kişi öfke öncesi ortaya çıkan bu “bedensel değişikliklerin” farkında olmayabilir. Ancak bu “bedensel değişikliklerin” tanınması ve fark edilmesi öfke denetimi için çok önemlidir. Bu değişmeler kişinin öfkelenmeden hemen önce öfkeleneceklerini onlara bildiren bir “uyarıcı siren” özelliği gösterirler. Öfkelenmeden hemen önce bedenlerinde ne olduğunu fark etmeleri ve tanımaları, kişilerin ilgiyi kendilerine yönelterek, davranışlarını kontrol etmelerine ya da ortamdan uzaklaşıp gitmelerine olanak sağlamaktadır.

 

lKişilerin içsel-bedensel uyarıcıları tanımalarına yardım etmenin en kolay yollarından biri, onlara “öfkelenmeden hemen önce bedeninde ne dikkatini çekti?” sorusunu sormak ve yanıtlamalarına yardımcı olmaktır.

lKişilerin bu soruya verdikleri yanıtlar genellikle;

l• Her yerinin ateş bastığını hissettiği,

l• Kalp atışlarının hızlandığı,

l• Ellerin yumruk biçiminde sıkıldığı,

l• Çenenin kilitlendiği hissi ve dişlerin sıkıldığı,

l• Tüm bedeninin titrediğini hissettiği,

l• Kasların, özellikle kolların gerginleştiğini hissettiği seklindedir.

lKişilerin bedensel uyarıcıları fark etme ve tanımayı öğrenmelerinden sonra uygulamanın ikinci aşamasına geçilir.

 

 

l2. ASAMA: İLGİNİN BAŞKA YÖNE KAYDIRILMASI

lÖfkesini denetim altına alma sorunu yasayan kişilere olayların kendi istedikleri yönde gelişmediği durumlarda, öfkelenmemeyi nasıl başaracaklarını öğretmektir. Bu amaçla yaygın olarak kullanılan tekniklerden birisi de ilginin başka yöne kaydırılması tekniğidir. İlginin başka yöne kaydırılması, “danışanlara, kendi öfkelerini ve onları öfkelendiren durumu düşünmek yerine, daha başka-farklı şeyleri düşünebilme becerisini kazandırmak” biçiminde tanımlanır.

 

lKişilerin, ilginin başka yöne kaydırılması tekniğini öğrenebilmeleri için, öfkeleri yoğunlaşıp patlamadan önce, diğer bir ifadeyle, öfkeleneceklerine ilişkin ipuçlarını fark ettikleri anda, öfkelerini ya da öfke yaratan durumu düşünmek yerine daha önceden belirlemiş oldukları “hoş bir sahneyi”/ “güzel bir imgeyi” düşünme yönünde cesaretlendirilmeleri gerekir. Öfkeleneceklerine ilişkin ipuçlarını algıladıkları anda, hayal etmeleri önerilen bu sahne ya da imge ya onların en mutlu oldukları bir sahne ya da onları rahatlatıcı bir senaryo olmalıdır.

lÖrnek:

l• Bir oyunda başarılı olduktan sonra bir yıldız gibi eve koştukları zamanı,

l• Bayramda hep istediği bir hediyeyi aldıkları anı,

l• Kutlamış olduğu en güzel doğum/evlilik günü partisini,

l• Tatilde geçirdiği harika bir günü düşünmek.

 

lİlginin başka yöne kaydırılması amacıyla bir sahne üzerinde düşünmek kişinin birkaç dakikasını alır. Danışanların bireysel gereksinimleriyle örtüşebilecek ve uygun çağrışımlar yapacak sahneleri seçmelerinde onlara yardım etmek gerekebilir. Bu sahneler belirlendikten sonra kişi birkaç gün süresince günde birkaç kez bu sahnelerinde yer alan çağrışımları hayal ederek uygulama yapmaya gereksinim duyarlar. Otobüse binmek için sıra beklerken ya da banyoyu kullanmak için beklerken hemen gözlerini kapatıp ilgilerini başka yöne kaydırmalarına yardımcı olacak resmi hatırlamaya çalışmalıdırlar. Kişiye bu sahneyi olabildiğince ayrıntılı bir biçimde hatırlamaları önerilir. Bunun için danışmanlar aşağıda yer alan sorulara benzer sorularla kişiyi yönlendirebilir ve yardımcı olabilirler.

 

lÖrnek:

l• İnsanlar ne giymişlerdi?

l• Çevredeki sesler nelerdi?

l• Havada koklayabildiğin herhangi bir koku var mıydı?

lYukarıda yer alan örnekte verilmiş olan sorulara benzer sorularla, kişilerin kafasında belirlemiş oldukları sahneyi olabildiğince canlı bir biçimde, diğer bir ifadeyle sanki bir video filmi izliyorlarmış gibi canlandırmalarına yardımcı olunabilir.

 

lSonraki düşünce, kişinin öfkelendiği ya da öfkeleneceğini hissettiği zaman ilgisini başka yöne kaydırmasına yardımcı olacak sahneyi hatırlatıcı bir düğmenin düşünülmesidir. Birlikte yaşadığı arkadaşının, eşinin onu mutsuz ettiğini düşünmesi yerine, ilgiyi başka yöne kaydıracak olan sahneye odaklanmak, bir başkasının kendisinden ödünç alıp ödemediği parayı ödemediğini düşünüp öfkelenmek yerine, duyguları yatışıncaya kadar ilgisini başka yöne kaydıracak olan sahneye odaklanmak gibi. Kişi öfkeleneceğinin işaretini aldığında ilgisini başka yöne kaydırmasına yardımcı olacak sahnenin düğmesine dokunur. Bir kişinin, ilgisini başka yöne kaydıracak bir sahneyi düşündüğü halde öfkesine engel olamaması az da olsa görülen bir durumdur. Çünkü öfke aşırı istekçi düşünceler tarafından üretilir. Böyle bir durumda eğlenceli ve mutlu bir anın düşünülmesi bireyi aşırı derecede öfkelenmekten koruyacaktır. Sonuçta ilgiyi başka yöne kaydırmak öfkelenen bireye zaman kazandırır. Bu birkaç saniyelik zaman bile patlamak yerine, bireyin öfke yaratan durumun üstesinden gelmesine, kendisini kontrol etmesine olanak sağlayabilir

 

l3. ASAMA: İMGE (HAYAL) OYUNU

lÖfke sorunu yasayan kişiler ile akılcı duygusal imge (hayal) oyununun nasıl uygulandığına ilişkin bir örnekle açıklanmaya çalışalım. Akılcı duygusal imge oyunu öfke sorununda yoğun olarak kullanılmıştır. Bu teknik öfkenin ortaya çıkma olasılığının olduğu bazı özel durumlarda (servis otobüslerini beklerken, iş ya da okulda görev verildiğinde, alışverişe çıkma zamanlarında vb.) oldukça etkilidir. Başlangıçta, kişilere onların öfkelenmelerine neden olan sahnenin betimlenmesi olabildiğince canlı bir biçimde yaptırılır. Öfke yaratan durum hakkında olabildiğince fazla ayrıntı, sesler, görüntüler, olaylar vb. ile ilgili bilgi alınır. Daha sonra Kişinin oturur biçimde ayakları yerde olacak biçimde gevşemesi sağlanır.

 

lÖrnek:

l “…. şimdi sana söyleyeceklerimi çok dikkatli bir biçimde dinlemeni istiyorum. Senden sadece benim sesimi fark etmeni ve sana söyleyeceklerime odaklanmanı istiyorum. Bu süre içerisinde aklına herhangi başka bir şeyin gelmesine engel olmaya çalış. İş yerinde Ali ile yaşadığın problemi hayal et... İşyerini kafanda canlandır... Duvarlardaki eşyaları ve daha başka ne varsa onların tümünü gözünün önüne getir... Şimdi devam et ve kendi kendine bugün yaşadığın duygunu yasamana izin ver... Sonradan yaşadığın öfkenin tümünü hisset… bu durumda kal (bu sahnede kal) ve orada hissettiğin gibi hissetmeye çalış…” Kişilerin hayallerinde gerçekten öfke duygusu yaşadıklarını davranışsal bir uyarıcıyla da onaylamak güzel bir fikirdir (örneğin: çene sıkmak, kasları çatmak, yumruk sıkmak gibi).

l“Bu duyguda kal. Kendini orada hayal etmeye devam et...” Kişinin bu durumda yaklaşık olarak 20 ile 40 saniye kalmasına izin verilir. Bu arada bireye zihinsel olarak öfke yaratan durumda kalması hatırlatılır.

l“Simdi kendini orada hayal etmeye ve düşünmeye devam etmeni istiyorum... Fakat kendini sakinleştirmeni de istiyorum... Sakinleşmeyi dene... Çok sinirlenmek yerine daha sakin olmayı dene...

lGerçekten öfkeli ve kırgın olmak yerine öfke duygun üzerine yönel... Kendini sakinleştirinceye kadar bunu denemeyi sürdür... Kendini sakinleştirdiğinde parmağını tekrar oynatarak bana işaret ver…”

lKişiler genellikle sakinleşme durumuna bir ya da iki dakika gibi oldukça kısa bir sürede ulaşırlar.

 

lBöylece sakinleştiğine ilişkin işaret verdiğinde, simdi ve buradaya getirilebilir. Bu da basit bir biçimde şu ifadeye benzer ifadeler söylenerek yapılır, “Tamam, şimdi gözlerini açabilirsin” sonra “Kendi kendini sakinleştirirken kendine ne söyledin” biçiminde bir soru yöneltilir. Eğer kişi kendini sakinleştirebildiyse, onu sakinleştiren düşünceyi düşünmek zorunda kalacaktır. Kişinin sakinleşmesinin diğer bir yolu da, zihinsel olarak öfke yaratan ortamdan uzaklaşmasıdır (örneğin: kavga ortamını bir daha gözünün önüne getirmemek). Ancak bunu gerçekleştirmek pek de kolay değildir. Bu başarıldığında o sahneyi tekrar hayal etmesi istenir ve sakin kalabilmesi için yoğun bir biçimde teşvik edilir. İmge oyunu tamamlandıktan sonra danışanlara sakinleşmeleriyle ilgili düşüncelerini ifade etmeleri için izin verilmelidir. Sakinleşmiş tipik bir düşünce biçimi, üzerinde çalışılan senaryoyla ilgili olarak şu düşünceleri içermelidir. Örnek: “Patronum ya da müdürümlearamda olan bu durum hoşuma gitmese de onunla yasayabilirim. Onun yaptıklarından hoşlanmak zorunda değilim.” Kişi bir kere kendisini sakinleştirici düşünceyi ürettiğinde bunu mutlaka kaydetmelidir. Bundan sonra danışan, bu zihinsel imge (hayal) ile ilgili olarak aynı sakinleştirici düşünceleri kullanarak günde birkaç kez bu uygulamayı tekrarlamalıdır.

lSonuçta bu teknik kişilerin zihinsel olarak pratik yapmalarına ve karsılaştıkları zor durumlarda yeni çözüm yolları üretmelerine yardımcı olur. Öfkeyi denetim altına almak için gerekli olan becerileri öğrenmek belli bir zamanı ve enerjiyi gerektirir, fakat bu çabanın sonucunda kişilerin elde edeceği kazanımlar dikkate alındığında buna değer.