TEL : 0 222 230 84 74
GSM : 0 505 347 47 35
Mesnevi Hikayeleri İle İyileşme
ÖNCE KARŞIDAKİNİ DİNLE
Kuyumcu ve Terazisi
Duyurular
Cinsellik nedir?
DEPRESYON NEDİR?
ERKEKLERDE ERKEN BOŞALMA
NLP Nedir?
NLP'nin 6 Sütunu-ilkesi
KOÇLUK NEDİR?
YAŞAM KOÇLUĞU
KADINDA CİNSEL İLİŞKİ KORKUSU ve VAJİNUSMUS (VAJİNAL AĞRI)
Etkin İletişim Kurmak
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
Yaşam Koçluğu
HAYAT BİR YAP-BOZ’A BENZER…
KARAKTERİMİZE TAKTIĞIMIZ MASKELER
Yaşam koçluğu nedir?
YAZILARIM
EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Özgürlükleri kısıtlayan devlet demokrat olamaz
Dini takıntısı olanlar
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU
OBEZİTE NEDİR?
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
PANİK BOZUKLUĞU
PSİKİYATRİ'DE İLAÇ KULLANIMI
YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR, OTİZM.
TIRNAK YEME VE PARMAK EMME
Televizyon ve Çocuk
Ruhsal Hastalıklarda Tedavi
Ruh Sağlığı Nedir?
Psikotik Bozukluklar ve Şizofreni
PSİKOLOJİ NEDİR?
Ailede iletişim ve Anne-Baba Tutumu
ÖFKE VE ÖFKE KONTROLÜ-
OKUL KORKUSU
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
MADDE BAĞIMLILIĞI
Logoterapi (Anlamkazanım tedavisi)
Konuşma bozuklukları:
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Geciken Özür
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
ERKEN BOŞALMA
Dikkat Eksikliği-Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DERS ÇALIŞMA VE BAŞARI YÖNTEMLERİ
DEPRESYON
DEMANS/BUNAMA NEDİR?
ÇOCUKLUK DÖNEMİ RUHSAL SORUNLAR
Çocuk ve cinsellik
BİPOLAR DUYGUDURUM BOZUKLUĞU
Anne-Baba Figürü Davranış ve Tutum
HİPERAKTİF ÇOCUK
Çocuğumuzda olumlu tutum elde etme
GÖREBİLMEK
Hastalar İçin Bilgiler
Aile İçi Şiddet
Boşanma ve Aile
Eşler Arasında Sorunlar
ANKSİYETE-KAYGI NEDENLERİ
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU NEDİR?
Kategoriler

Logoterapi (Anlamkazanım tedavisi)

Logoterapi
(Anlamkazanım tedavisi)

Uzm.Dr.Sıtkı KARACA

Psikiyatrist

Gılgamış Destanı 


Gılgamış Uruk şehrinin kralıdır. Halk tarafından çok sevilir ama, kral aynı zamanda sert, güçlü ve mağrurdur. Halk bu öfkeli kralın burnu biraz sürtülsün düşüncesiyle tanrılardan yardım ister. Dualar boşa gitmez ve tanrıça Aruru, yarı vahşi bir yaratık olan Enkidu'yu yeryüzüne gönderir.

 

®Enkidu destanın ikinci önemli karakteridir. Fakat Enkidu'nun kırlarda yaptığı kıyımlar Gılgamış'tan kurtulmak için çok dilekte bulunan Uruk halkının başına bela olur.

 

®Gılgamış, Enkidu'yu yola getirmek için güzel bir fahişe yollar ve doğallığının bozulmasını sağlar. Kadının peşinden kente gelen Enkidu krallar gibi ağırlanır, güzel kokularla yıkanır, kentlilere özgün elbiseler giyer, oturup kalkma dersleri alır. Tanrının isteğinin aksine Gılgamış'la Enkidu çok iyi arkadaş olurlar.

®Günün birinde Enkidu ölüme yenik düşer. Dostunu yitirdiği için çılgına dönen Gılgamış, kendisinin de bir gün öleceği gerçeği ile karşılaştığından paniğe kapılır. Ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek için "tufan"ı yaşamış ve ölümsüzlüğe ermiş olan Utnapiştim'i görmeye gider. Utnapiştim, binbir zorlukla Mutlular Adası'ndaki evine gelen Gılgamış'ı geri çevirmez ve ona tufanı anlatır.

Boşluk hissi “yaşamın anlamını arama çabasında kapsamlı bir yenilgiye uğramak”tan kaynaklanmaktadır. 
Salvatore MADDİ İnsanın birlikte olduğu yada yapmayı tasarlayabileceği şeylerin hiçbirinin ilgiye değer olduğuna, yararına, önemine ve gerçekliğine inanmama duygusunu sürekli yaşıyor olması.

Karl Jasper ise, “Bir insanın ne olduğu, kendine mal edebildiği nedeniyle belirlenir.” Diyerek, insanın  kendini bir nedene adamasını, yaşama anlam katabilme yolu olarak öneriyor. Filozof tarihçi Will Durant, yaşama anlam verebilecek nedenlerin, insanı kendi kişiliğinin sınırlarının ötesine götürebilmesi ve kendisinden daha zengin bir bütünle işbirliği yapabilmesini sağlaması gerektiğini söylüyor.

Kişinin bakması gereken şey bitirmekte olduğu yıldır. Nasıl geçti seneniz? Hedeflerinize ne kadar ulaştınız? Beklemediğiniz olumsuz ve olumlu sürprizler nelerdi? Kazanç ve kayıplarınız nelerdi? Nerelerde yön değiştirdiniz? Bunlara bakarken sizden istediğim karşınıza çıkan olaylar karşısında verdiğiniz tepkilere ve aldığınız kararlara odaklanmanız. Başınıza dünyanın en büyük felaketinin gelmiş olmasından çok buna nasıl tepki verdiğinizdir yaşam kalitenizi belirleyen çünkü.

Yaşamımızın en büyük sorgusu Anlam Arayışı'dır. Yaşamın gerçeği nedir?

“Kimseye bir şey öğretemezsiniz, ancak içindekileri bulgulamasına yardımcı olabilirsiniz. (Galileo) ” 

“Sonuçta insan, kendi kararını kendi verir! Ve bu nedenle eğitim, karar verme yeteneğine yönelik olmalıdır. (Victor Frankl) ”

“Bir deli, Ben Abraham Lincoln’um der, nörotik bir kişi, Keşke Abraham Lincoln olsaydım, der. Sağlıklı bir kişiyse, Ben benim, sen sensin, der. (Frederick Perls) ”


“Gece gündüz seni, olduğunun dışında bir kişi yapmak için elinden geleni ardına koymayan bir dünyada, kendinden başka birisi olmamak için verilen savaş, insanoğlunun yapabileceği en güç savaştır; ve bu savaş hiç bitmez. (E.E.Cummings) ”

 

®Bir psikiyatrist olan Dr. Viktor Frankl, psikoterapide tamamen bu fikir üzerine kurulu yepyeni bir okul kurmuştur: Logoterapi. Bu ekol modern dünya insanının karşılaştığı tüm büyük psikolojik sorunların - gerçek bir yaşam anlamına sahip olmamalarından kaynaklandığı düşüncesi üstüne kurulmuştur. İnsan eylemlerinin ana itici güçleri sadece acıdan kaçmak veya zevke koşmak değildir. Sağlıklı bir insanın yaşamı için temel olan Yaşamının taşıdığı Anlam Arayışıdır.

İnsan, savunma mekanizmaları için yaşamaz, tepki oluşumları uğruna ölmez. Ama bir anlam için yaşar, bir dava uğruna ölebilir. İnsan, doğası gereği ve doğuştan gelen bir güdüyle anlam yönelimlidir. Anlam arayışının engellenmesi 'varoluşsal bir boşluk' yaratır.

 

®İnsan her şeyden önce "anlam" sahibi olduğu zaman ruhen ve bedenen sağlıklı olabilir. Başka bir ifadeyle her türlü sıkıntının temelinde insanın anlam bulamaması, anlam boşluğuna düşmesi yatmaktadır.

 

 

®Öncelikle acı ve dramımızı olduğundan fazla büyütür, hak ettiği değeri vermeyiz. Yaşam olaylarını listeleyelim: Bize birisi hak etmediğimiz davranışta ve hakaret ve küçümsemede bulunsun

®Yaşam olayları çizgisini çiz. Her olaya belli puan veriniz. Örneğin kolunuz kırıldı, gözünüzü kaybettiniz, hakarete uğradınız, en yakınınız ölümcül hastalığa yakalandı; hepsine ayrı ayrı puan verin toplamını yapınız.

 

Varoluş vakumu, can sıkıntısı, durgunluk ve boşluk duygusu olarak yaşanır. Kişi kendine ve dünyaya inançsız bir biçimde bakar, yönünü bilemez ve yaptığı her şeyin amacını soruşturur.

Frankl’a göre, sezgilerine (içgüdülerine) yabancılaşmış ve geleneklerini yitirmiş olmak çağdaş insanın temel açmazı. Ne sezgileri yapmak zorunda olduğu şeyler, ne de gelenekler yapması gerekenler konusunda ona yol gösteremiyor. Kendisi de ne istediğini bilemiyor. O zaman ya başkalarının yaptığını yapıyor, ya da başkalarının isteklerine boyun eğmeyi seçiyor.

Frankl’a göre, belirgin Varoluş Vakumu oluştuğunda, semptomlar bu  boşluğu doldurmaya ve varoluş nevrozu belirmeye başlar. Frankl buna, “noöjenik nevroz” diyor. İsteklerini ve arzularını algılayamamanın yarattığı boşluk insanların kendilerini güçsüz hissetmelerine neden oluyor.

 

Yaşamlarında dolu dolu yaşayan popüler insanların çoğu iç dünyalarındaki yalnızlıktan yakınıyorlar!!!!  Önemli olan, varoluş alanımızın ne kadar geniş olduğu değil, onun nasıl doldurulduğudur. Anlaşabilme umudunu yitirdikçe daha çok beğeni toplamak için çabalarız.

 

 

®Bunun sonucu insanlar, kendi yaşamlarına yön verebileceklerine ve çevreleri üzerinde etkili olabileceklerine inanmaz oluyorlar. Birçok insan ise karşı cins ilişkilerinde ya da evliliklerinde “Varoluş Vakumu”nun giderilmesini umuyor, hatta bekliyor. Bulamadığında da birlikte olduğu kişiyi suçluyor, ona yönelik bir öfke yaşıyor ya da bunalıma girebiliyor.

 

®Çelişik niyet adı verilen logoterapi tekniği, korkunun, korkulan şeyi yarattığı ve aşırı niyetin, arzulanan şeyi imkansızlaştırdığı gerçeğine dayanmaktadır. (Bir şeyden ne kadar kaçınırsanız o kadar onun etkisinde kalırsınız;  o kaçınmak istediğiniz şeyi ne kadar arzularsanız o kadar da ondan uzaklaşmış olursunuz). Daha açık anlaşılması için basit bir örnek: "Diyelim ki, hıçkırığa yakalandınız. HIÇKIRMAYA DEVAM ETMEYE ÇALIŞIRSANIZ, HIÇKIRIK ORTADAN KALKACAKTIR!"

 

 

®Çelişik niyet tekniği genellikle saplantılı-zorlanmalı (mesela, uykusuzluk gibi, ya da yaptığınız bir seyde emin olmayarak sürekli aynı şeyi tekrar yapmak gibi -evden çıktığınızda kapıyı kapatıp kapatmadığınızdan emin olmayıp sürekli geri dönüp kapıyı tekrar kilitlemeniz gibi) ve fobik olaylarda (karanlık, kapalı yer, trafiğe çıkma gibi) etkili olmaktadır. Bununla birlikte Frankl bu tekniğin bütün bu tür problemleri yüzde yüz çözen sihirli bir değnek de olmadığını vurgulamaktadır.

 

 

®"Bir adam gece yatağa girmeden önce ön kapıyı kontrol etme zorlanımından şikayetle toplum ruh sağlığı merkezine gelmişti. İki dakika içinde, ön kapıyı on kere kontrol etmeye zorlandığı noktaya gelmişti. Bundan kurtulmak için kendine telkin verdiğini, ama işe yaramadığını söylüyordu. Ondan, iki dakika içinde kapıyı kaç kere kontrol edebileceğini görmesini, yeni bir rekor kırmaya çalışmasını istedim! ilk  önce aptalca buldu, ama üç gün sonra zorlanım diye bir şey kalmamıştı."

 

 

®Yaşamınızı olumluya çekmek istiyorsanız, evreninizle, başınıza gelenlerle, kendi gerçekliğinizlemücadele etmeyi bırakmanız gerekiyor. Anlıyorum, belki işinizi kaybettiniz. Belki hastasınız. Belki acılı ve sancılı bir boşanma sürecini yeni tamamladınız, belki de daha ortasındasınız. Sevdiğiniz insanları kaybetmiş olabilirsiniz. Veya bunların başınıza gelebileceği korkusuyla kendinize cehennem hayatı yaşatıyor olabilirsiniz. Daha da kötüsü karar vermek zorunda bırakılmış olabilirsiniz.

 

 

®Bütün bunlar, yaşamın bize dağıttığı el, ve bunların üzerinde çok fazla kontrolümüz yok maalesef. Ancak yaşamda başımıza ne gelirse gelsin, dağıtılan eli nasıl oynayacağımız bizim elimizde. Kendi evrenimize evet demek elimizde! “Hayır, hayır bu benim başıma gelemez” demenin hiçbir anlamı yok, “hakkım bu değildi benim” demenin anlamı olmadığı gibi. Çünkü mücadele ettiğiniz, “hayır” dediğiniz şey siz isteseniz de istemeseniz de gerçekleşti, ve onudeğiştiremezsiniz. Onunla mücadele etmek, kabullenmemek ve inkar etmek, bu durumdan en iyi şekilde çıkmanız, hatta belki de onunla daha önce mümkün olmayan fırsatları yaratmanızın önündeki en büyük engel.

 

Zevk ve haz insanla dünyası arasındaki ilişkiden kaynaklanır. Tutkuyla peşinde koşmadan kendiliğinden gelen bedensel haz ve zevk insan için zararsızdır. Zevk alma çabası ve telaşı zevk almayı önleyen bir gerginliğe ve kasılmaya yol açar.

 

®Çok daha basit bir örnek verelim: bir dahaki sefer sevgiliniz veya eşiniz sizi beklettiğinde “yine geç kaldı, bunu hep yapıyor” diye sinirleneceğinize beklemeye “evet” deyin. Bu süre, belki de hiçbir şey yapmadan oturduğunuz halde suçluluk duymayacağınız tek zaman olamaz mı! Sinirlenmek ve öfkelenmek yerine bunu eğlence haline getirmeyi neden denemiyorsunuz? Seçim sizin. Hangisi sizin yararınızaysa onu seçin.

 

 

®Ancak “evet” demek, her durumu kabullenmek ve bunu düzeltmeye çalışmamak anlamına gelmiyor. Tam tersine, durumla mücadele etmemek, sizi onu çözümlemek için en güçlü durumasokar. Geç kalan sevgilinizi nasıl pişman edeceğinizi düşünmek yerine sakin bir biçimde çözüm yolları araştırabilirsiniz. Bir dahaki sefere geç kalma payı bırakmak, yanınızda okuyacak bir şey getirmek, veya sadece belli bir süre bekleyip daha sonra gideceğinizi bildirmek (ve bunu yapmak!) gibi. Ama bunu öfkeyle değil, güçle yapıyor olacaksınız, “evet” demenin verdiği güçle.

 

 

®“Kamp yaşamı, insanın gerçekten eylemlerini seçme hakkı olduğunu gösterir. Duyarsızlığın yenilebileceğini, öfkenin bastırılabileceğini kanıtlayan yeterince örnek vardı. İnsan ruhsal ve fiziksel stresin bu kadar berbat ve korkunç olduğu durumlarda bile ruhsal özgürlüğünü ve zihinsel bağımsızlığını koruyabilir. Toplama kamplarında yaşamış olan bizler barakaları dolaşarak başkalarını teselli eden, son parça ekmeklerini verenleri hatırlıyoruz. Sayıca az olabilirler, ama  insandan  her şeyinin alınabileceği ama tek bir şeyin alınamayacağına yeterli kanıt sunuyorlar: İnsan özgürlüklerinin sonuncusu – herhangi mevcut bir koşul altında yaklaşımını seçme hakkı, kendi yolunu seçme hakkı. İnsanının kaderini ve onun getirdiği bütün ızdırapı kabullendiği, zorluklarını göğüslediği yol, en zor koşullarda bile, yaşamına daha derin bir anlam kazandırmak için ona fazlasıyla fırsat verir.”

 

 

®Yaşamınızda ne olduğuna siz karar vermiyor olabilirsiniz. Ancak yaşamınızın nasıl olduğuna siz karar veriyorsunuz. Yanlış anlamayın lütfen, acı duymayın demiyorum. Acıya da evet deyin diyorum, çünkü bu olaylar da, acı da yaşamın bir parçası. Yaşama evet deyin, size her ne getirirse getirsin.

 

 

® Hayatı projeler olarak yaşayan insanlar var. Tabii ki planlar, projeler yapacağız. Ama biz o giden yolu denetleyemeyebiliriz, sapabilir bir yerde. Kendini de proje olarak yaşayanlar var...
Bazen bana ‘‘Siz dünyayı nasıl böyle olduğu gibi kabul edebiliyorsunuz?’’ diyorlar, ‘‘Cepten yiyorum’’ diyorum. Kendi kuşağıma bakınca şunu görüyorum: Bizim hayatlarımız kendiliğinden akmış gibi. Telaşsız bir biçimde. Halbuki şimdi bazı genç insanlarınki ya akmıyor ya da dişli çark gibi duruyor. Bir dinozor olduğum için de böyle görüyor olabilirim tabii! Ama hayatı kendimize ısmarlamak için debelenmediğimizde hayat bize gelir...(Engin Gençtan, röportaj) 
“Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışın amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır.

 

 

®Saymakla bitmez! İşler yolundaymış gibi yaşayanlar. Yani mış gibi yapanlar. Evinde yalnız kalamayanlar, sürekli çalışanlar, durmaksızın koşturanlar, uyuşturucusu ‘‘hız’’ olanlar. İçimizdeki boşluk sözünü ettiğim. Bir şeylerle sürekli doldurmaya çalışıyoruz. Victor Frankl bu olguyu ‘‘noöjenik nevroz’’ olarak adlandırmıştı. Varoluş ve Psikiyatri kitabımda ben ancak üç sayfada anlatabildim. Sonra bir gün Balık Pazarı'na alışverişe gittiğimde bir duvar yazısı gördüm. Yazdıklarımı bir cümlede bu kadar iyi anlatacak başka bir laf yoktu, şaşırdım. Şöyle yazıyordu: ‘‘Hayat boştur, ama içine sıçınca dolar!’’ (Engin Gençtan, röportaj) 

 

 

®Yalnızlık, karamsarlık ya da bıkkınlık gibi duyguları yaşanması iyi olmayan durumlar olarak değerlendirdiğimizden; bu duyguların yaşanmasına izin vermemek için bastırmaya ya da işler yolundaymışçasına davranmaya çalışırız. Olumsuz olarak nitelendirdiğimiz bu duygular da varoluşumuzun bir parçasıdır. Aksi takdirde, hiç kimsenin kaçınması mümkün olmayan mutsuzluk yaşantılarına, kişi bir de mutsuz olmaktan ötürü mutsuz olmanın yükünü ekler.

 

 

®Acıdan sürekli kaçınma, yaşamdan da kaçma ile sonuçlanır. Gerçek acının kişi için bir anlamı vardır. Anlamı olan acı daha kolay kabul edilir. Gerçek trajedileri yalnızca sinema ve tiyatroda “seyreden” yavan insanlar yaşar.

®“Yaşamayı depolamayın”, “Yarın yok”

 

 

®"Uyarım ve tepki arasında bir alan var. Bu alanda bizim kendi yanıtımızı seçme özgürlüğümüz ve gücümüz yatar. Yanıtımızda ise büyümemiz ve özgürlüğümüz yatar. "

-Victor Frankl

 

Gerçek: İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir. Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın, kısa bir an için bile olsa, sevdiği insana ilişkin düşünceler ve hayallerle mutlu olabileceği açıktır.

 

®Tam bir yalnızlık konumunda, insan kendini ifade edemediği ve katlanmaktan başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı zaman, sevdiği insana ilişkin içinde taşıdığı imaja sevgiyle yoğunlaşarak doyuma ulaşabilir. (cast away filmi) Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur.

 

®Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkmaktadır. İçsel yaşamdaki bu yoğunlaşma, kişinin varoluşunun boşluğundan, terkedilmişliğinden ve tinsel yoksulluğundan kurtulmasına yardım eder.

 

®Otantik bir yaşam sürdürebilmek için insan bu yazgı doğrultusunda yaşamak zorundadır. Örneğin bir insan kadın olarak dünyaya gelmişse varolduğu alan bir erkeğinkinin aynı olamaz. Bir kadın bu olanakları reddeder ve örneğin bir erkek gibi davranmak isterse, otantik olmayan bir varoluş biçimi seçmiş olur. Otantik olamamanın cezası suçluluk duygularıdır. Otantik varoluş, insanın kendi yazgısı olan varoluş alanını kabul etmesiyle gerçekleştirilebilir.

 

®Seçim yapar, duruşunu belirler. (Simyacı;Paulo Coelho) Burada insana Tahran’daki Azrail öyküsünü anımsatıyor. İnsan her koşulda bir eylem seçeneğine sahiptir. Bir insandan bir şeyin dışında her şeyi alınabilir; İnsan özgürlüklerinin sonuncusu; yani, en kötü koşullar altında insanın kendi tutumunu belirlemesi, kendi yolunu seçmesi. En kötü koşulda bile yapılacak bir tercih vardır. İnsan kaderinden kaçamaz;

Varoluşlarının ürkütücü nasılına katlanmalarını sağlayacak bir güce ulaşmaları için, yaşamlarında bu insanlara bir neden –bir amaç- göstermek gerekir. 
“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.” Nietzsche
Zorlu şartlarda kişinin elindeki tek şey, “insan özgürlüklerinin sonuncusudur,” yani, “kişinin belli bir durum karşısında kendi tavrını belirleme” yetisidir. 

“Beni öldürmeyen şey beni daha da güçlü kılar.” Nietzsche

 

 

Yedek Bir Yüreğiniz Var Mı? adlı yazıdan alıntı;

®Victor E. Frankl'ın, "Toplama kamplarında kendi çıplak varoluşundan başka her şeyini yitiren ama anlam duygusunu koruyan, yenilgiyi bir insan onuru zaferine dönüştürerek, nefretle çoğalan ceset yığınlarının arasından -Sevgi ölüm kadar güçlü- diye haykıran, vahşet ve soykırım dünyasından dünyamıza" Uyanık olalım. İki anlamda uyanık olalım. Auschwitz'den beri insanın neler yapabildiğini biliyoruz. Ve Hiroşima'dan beri de neyin tehlikede olduğunu biliyoruz." sözlerine yüklü bir insanlık mesajı bu kez İtalyan sinemasından geliyor: Hayat Güzeldir...

 

 

®Güneşli bir günde, bol virajlı, dar bir dağ yolunda ilerleyen araba, Tuscan'a umutlarını ve sevinçlerini götüren iki adamı taşımaktadır. Şair Ferruccio ve Guido. Guido'nun (Roberto Benigni) en büyük hayali kendine ait bir kitapçı açmaktır. Fakat işsiz güçsüzdür ve bir lokantada garson olarak çalışmaya başlar. Çok keyifli ve komik tesadüfler sonucu karşılaştığı ilkokul öğretmeni Dora'ya (Nicoletta Braschi) aşık olan Guido, bildiği bütün numaraları hayatının aşkını kazanmak için çevirir ve nihayet ses gelir. Nişanlısından ayrılıp, Giudo ile mutlu bir hayata adım atan Dora dünya tatlısı bir erkek çocuk dünyaya getirir ve hayat gerçekten çok güzeldir.

 

®. Buraya kadar her şey filmin ismiyle oldukça uyumlu bir şekilde gelişir. Ta ki II Dünya Savaşı'nın acımasız gerçekleri, faşist hükümetin ırkçı uygulamaları başlayana kadar. Guido Yahudi'dir ve küçüğüyle birlikte toplama kampına gönderilecektir. Dora, Yahudi olmadığı halde ailesini bırakmak istemez ve onlarla gider. Kadınlarla erkeklerin ayrıldığı kampın iğrenç koşulları hayatlarını cehenneme çevirir.

 

®İçinde bulundukları trajik durumun olumsuz etkilerini çocuğu için minimalize etmeye çalışan Guido ise küçüğü, bütün olan bitenin bir oyun olduğu ile ilgili kandırır. Ödülün gerçek bir tank olduğu, koşullara dayananların puan aldıkları ve herkesin katıldığı bir yarışma...Tabii ki annesiyle birlikte olmak istediği zaman ya da reçelli ekmek yemek istediğini söylediğinde puan kaybedecektir. Bir gün kurtulacaklarına dair inancı, umutlarını, insanlıklarını kaybetmeden yaşamaya çalışırlar, çalışırlar, çalışırlar...

 

 

®Varoluşsal boşluğu insanlar ikili ilişki, cinsellik, sahip olma çabalarıyla doldurmak isterler. Gelişen “Ben” ve “sen” diyaloguna kendi sınırlarının ötesinde bir anlam katmadıkça beraberlik içinde varolabilmeleri de mümkün değildir. İnsan ancak bir başka “insan yada anlama doğru” kendini aşabilir.  Sevgi de bir diğer insana onun kendi dünyası içinde ulaşabilmeyi içerir.

®Anlamsızlıkla yüzleşmek, refah ve bunun getirdiği zaman fazlası ile oldukça ilintili.

 

 

®- Kolay ve kendiliğinden akan bir hayatla, ucuza çıkarılmaya çalışılan hayatlar arasında fark var. Buna dikkat etmek gerekiyor. Çünkü o zaman insan çok ağır bedeller ödeyebiliyor.


 

®Douglas Mallock şiiri ile yazıya veda ediyorum:
"Dağ tepesinde bir ağaç olamazsan,
Vadideki en güzel çalı ol
Çalı olamazsan,
Neşe saçan bir ot parçası ol
Çiçek olamazsan,
Göldeki en canlı saz ol
Hepimiz kaptan olamayız
Tayfada olabiliriz
Bize yakın olan işi yapmalıyız
Güneş olamazsan, yıldız ol
Cadde olamazsan, sokak ol
Ne olursan ol, ama en iyisi ol."