TEL : 0 222 230 84 74
GSM : 0 505 347 47 35
Mesnevi Hikayeleri İle İyileşme
ÖNCE KARŞIDAKİNİ DİNLE
Kuyumcu ve Terazisi
Duyurular
Cinsellik nedir?
DEPRESYON NEDİR?
ERKEKLERDE ERKEN BOŞALMA
NLP Nedir?
NLP'nin 6 Sütunu-ilkesi
KOÇLUK NEDİR?
YAŞAM KOÇLUĞU
KADINDA CİNSEL İLİŞKİ KORKUSU ve VAJİNUSMUS (VAJİNAL AĞRI)
Etkin İletişim Kurmak
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
Yaşam Koçluğu
HAYAT BİR YAP-BOZ’A BENZER…
KARAKTERİMİZE TAKTIĞIMIZ MASKELER
Yaşam koçluğu nedir?
YAZILARIM
EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Özgürlükleri kısıtlayan devlet demokrat olamaz
Dini takıntısı olanlar
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU
OBEZİTE NEDİR?
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
PANİK BOZUKLUĞU
PSİKİYATRİ'DE İLAÇ KULLANIMI
YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR, OTİZM.
TIRNAK YEME VE PARMAK EMME
Televizyon ve Çocuk
Ruhsal Hastalıklarda Tedavi
Ruh Sağlığı Nedir?
Psikotik Bozukluklar ve Şizofreni
PSİKOLOJİ NEDİR?
Ailede iletişim ve Anne-Baba Tutumu
ÖFKE VE ÖFKE KONTROLÜ-
OKUL KORKUSU
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
MADDE BAĞIMLILIĞI
Logoterapi (Anlamkazanım tedavisi)
Konuşma bozuklukları:
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Geciken Özür
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
ERKEN BOŞALMA
Dikkat Eksikliği-Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DERS ÇALIŞMA VE BAŞARI YÖNTEMLERİ
DEPRESYON
DEMANS/BUNAMA NEDİR?
ÇOCUKLUK DÖNEMİ RUHSAL SORUNLAR
Çocuk ve cinsellik
BİPOLAR DUYGUDURUM BOZUKLUĞU
Anne-Baba Figürü Davranış ve Tutum
HİPERAKTİF ÇOCUK
Çocuğumuzda olumlu tutum elde etme
GÖREBİLMEK
Hastalar İçin Bilgiler
Aile İçi Şiddet
Boşanma ve Aile
Eşler Arasında Sorunlar
ANKSİYETE-KAYGI NEDENLERİ
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU NEDİR?
Kategoriler

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI


KİŞİLİK NEDİR?

İnsanları birbirlerinden farklı kılan , kendisi ve çevresindekilere bakış acıları ,onlarla kurabildiği ilişki düzeyleri ve tepkilerini kapsayan çeşitli ortamlarda kendini gösteren bedensel, düşünsel ve ruhsal özelliklerdir. 
Bu özelliklerin kişinin çevreye uyumunu bozup, günlük işlevselliğini bozması, kendinde gerilim-kaygı hali oluşturup, içinde yaşanılan kültürün beklentilerinden sapma gösteren ,süreklilik taşıyan bir hal alması durumunda kişilik bozukluğundan bahsedilir. 

Bu bozukluk kendisi, başkaları ve olayları algılama ; verdiği duygusal tepkilerin uygunluk, değişkenlik ve yoğunluğu ;kişiler arası işlevsellik ; öfke, heyecan, aşırı isteklerin,dürtülerin kontrolü olarak sınıflayabileceğimiz dört alanın en az ikisinde kendini gösterir. Başlangıcı ergenlik ya da genç erişkinlik hatta bazen daha küçük yas gruplarına dek uzanır. Bu durum başka bir ruhsal,fiziksel hastalığın ya da bir maddenin etkilerine bağlı olarak gelişen bir durum değildir.

 

PARANOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Başlıca özelliği, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp, sürekli bir kuşkuculuk ve güvensizlik göstermedir. Ergenlik ve ergenlik sonrası (genç yetişkinlik) döneminde başlar ve çeşitli durumlarda ortaya çıkar. 

Böyle bozukluğu olan kişiler beklentilerini doğrulayan her hangi bir kanıt olmamasına karşın, başkalarının kendilerini sömüreceğini, zarar vereceğini, aldatacağını düşünürler. Gene ellerinde çok az kanıt veya hiç kanıt yokken, kendilerine birden saldırılacağı ve kendilerine kötülük tasarlandığından kuşkulanırlar. 

İş arkadaşları ve dostlarından kuşkulanırlar. Güven ve sadakattan sapma olup olmadığını algılamaya çalışırlar. Dostluk gösterilirse şaşırırlar. Zor durumda kaldıklarında dostlarının ya kendine saldıracağı ya da görmezden geleceğini düşünürler. 

Bu kişiler başkalarına güvenmek, yakınlaşmak konusunda isteksizdirler. Paylaşılan bilgilerin sonradan kullanılacağı kaygısı yaşarlar. Sıradan sözlerde ya da olaylarda aşağılama, gözdağı verme biçiminde gizli anlamlar ararlar. Bir başarılarından ya da güzel bir giysilerinden dolayı aldıkları iltifatları yanlış yorumlarlar. 

Bu kişiler sürekli kin beslerler ve onur kırıcı davranışları, haksızlıkları görmezden gelmeyi bağışlamazlar. Az da olsa önemsenmemeleri büyük düşmanlık yaratır ve bu duygular kalıcı olur. Karşı saldırıda bulunmada hızlı davranırlar. Patalojik olarak kıskanç olabilirler ve eşlerinin sadakatsizliğinden kuşkulanırlar. Bu konuda önemsiz kanıtlar toplarlar ve eşlerinin nerede ne yaptığını, niyetini ve sadakatini sürekli sorgularlar. 

Paranoid kişilik bozukluğu olan kişiler genelde geçinmesi zor kişilerdir ve yakın ilişkilerde çoğu zaman sorunlar yaşarlar. Aşırı kuşkulu düşmanca duygular, tartışmacı tavırlar, durmadan yakınan, sessiz ve mesafeli tutumlarıyla insanlara yaklaşmazlar. Süreki olası tehlikeler için tetikte ve ihtiyatlı ve ketumdurlar. 

Dolambaçlı davranabilirler. " soğuk " davranırlar, " "sevgi " dolu duygulardan yoksun görünürler. Yansız, mantıklı, akılcı duygularda arınmış gibi görünürlerse de alaycı, düşmancıl ve dirençli ifadelerin bulunduğu oynak bir duygulanım sergilerler. 

Kavgacı ve kuşkucu nitelikleri, başkalarında düşmanca tepkiler doğurur, bu da asıl beklentilerini doğru çıkarır. 

Başkalarına güvenmedikleri için öz yeterlilikleri fazladır. Özerk olmaya çalışırlar. Esneklikten yoksun ve diğer insanları sürekli eleştirirken kendileri için yapılanen küçük eleştiriyi kabullenmekte zorlanırlar. 
İşbirliği yapamazlar. Kendi kusurları için başkalarını suçlarlar. Çevreden geldiğine inandıkları tehditlere hızla saldırıda bulundukları için sürekli çekişme içindedirler ve sıklıkla yasal yollara başvururlar. Kendi iç dünyalarının korkularını, diğer insanların kötü olduğu şeklinde yansıtırlar. 
İnceden inceye gizli, gerçekçi olmayan büyüklük düşlemleri vardır. Dünyayı basite indirme formülleri geliştirirler. 

Kendilerinden farklı toplumsal kesitten gelen insanlarla ilgili " fanatik " düşünceler ve paranoid inanç sistemlerini paylaşan insanlarla sıkı sıkıya bağlanmış" mezhepler " ya da gruplar oluştururlar. Strese karşı ani çözülmeler görülebilir. Paranoid Kişilik Bozukluğu tek başına kalma, yaşıtlarıyla bozuk ilişkiler, toplumsal anksiyete, acayip dil kullanımı ve hayallerle, çocukluk ve ergenlikte ortaya çıkabilir. Bu çocuklar acayip bulunurlar. 

Kronik şizofreni olan ailelerin çocuklarında daha çok görülür. Genel toplumda % 0.5 - 2.5 arası görülür. 

Paranoid kişilik bozukluğu olan bazı kişilerde antisosyal davranış görülebilir; ama bu kişisel bir çıkar sağlamak ya da başkalarını kullanma şeklinde değil, daha çok öç alma şeklindedir. 

TEDAVİ

İlaç tedavisi + psikoterapi ile tedavi görürler. Tedavide terapistle kurdukları güven ilişkisiyle paralel olarak düzelme sağlanabilir veya terapiyi sonlandırırlar. 

(DSM IV'den yararlanılmıştır)

 

ŞİZODİPAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU



En önemli özelliği yakın ilişkilerde birdenbire bir rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girme becerisinde azalma görülür. Toplumsal ve kişiler arası ilişkilerde yetersizliklerle bilişsel ve algısal çarpıklıklar ve alışılan davranışların dışında davranışlarla görülür. Ergenlik ve ergenlik sonrası ( genç yetişkin dönemi ) başlar ve çeşitli durumlarda ortaya çıkar. 

Şizodipal kişilik bozukluğu olan kişiler günlük sıradan olaylara olağan dışı bir anlam ve yorum katarlar. Bunlar olaylar olmadan önce onları gördüklerini ve başkalarının düşüncelerini okuyabilecek özel bir takım güçlerinin olduğunu düşünürler. Başkaları üzerinde büyüsel bir etkileri ve denetimleri olduğuna inanabilirler. 

Konuşmalarının olağan dışı ya da " kendine özgü " bir yapısı vardır. Dağınık, konu dışı, belirsizlik taşıyan konuşmaları vardır. Ancak çağrışımlarında dağınıklık, evredışılık yoktur. Yanıtlar ileri derecede somut ya da ileri derecede soyut olabilir.

Sözcüklere ya da kavramlara bazen olağandışı anlamlar yüklerler. 

Bu kişiler çoğu zaman kuşkucudurlar ve duygu durumları normal sınırları aşar. Başarılı ilişkiler kurabilme ipuçlarından habersiz görünürler. Diğer insanlarla katı ya da kasıtlı bir iletişime geçerler.

Çoğu kez olağan dışı tavırları " birbirine uymayan " dağınık giyinmeleri, toplumsal gerekliliklere karşı ilgisiz kalma ( Örneğin, gözgöze gelmekten kaçınma, üzerlerine uymayan kirlenmiş giysiler giyme, iş arkadaşlarının şakalaşmalarına katlanamama gibi ) nedeniyle acayip ya da sıradışı kişiler olarak görünürler. 

işiler arası ilişkileri sorunlu olarak yaşarlar ve kendilerini ilişkide rahatsız hissederler. İlişkileri olmadığı için mutsuz olduklarını söyleselerde, davranışları yakın ilişkiye girme isteklerinin az olduğunu düşündürür. Birinci derece akrabaları dışında, yakın arkadaşları ya da sırdaşları yoktur ya da çok azdır. Tanımadıkları insanların olduğu etkinliklerde anksiyete duyarlar. Sadece zorunda iseler diğer insanlarla etkileşime girerler. Kendilerini farklı kişiler olarak gördükleri için ve " ortama yakışır " olmadıklarını düşündükleri için uzak dururlar.

Sosyal etkinliklerde çok zaman geçirseler bile anksiyeteleri azalmaz, çünkü diğer insanların davranışlarının altında ne yattığına dair kuşkuya ilişkin bir anksiyete oluşmuştur. Örneğin şizotipal kişi bir akşam yemeğine katıldığında gevşeyip rahatlayamaz, giderek daha gergin ve kuşkucu olabilir; depresyon görülebilir. 

Bilişsel ve algısal çarpıklıklar kültüre göre değerlendirilmelidir. Örneğin zenci büyücülüğü, şamanizm, üfürükçü hocalara olan inançlar kültürden kaynaklanır. Bu kişiler şizodipal olarak değerlendirilemez. 

İlk kez çocukluk ya da ergenlikte yalnız başınalık, yaşıtlarıyla ilişkilerde bozukluk, toplumsal anksiyete, okul başarısında düşüklük, aşırı duyarlılık, acayip düşünceler, acayip bir dil kullanma ile kendini gösterir. Bu çocuklar "acayip" "sıradışı" gibi görünürler ve alay konusu olabilirler. 

Bu bozukluk erkeklerde daha çok ve genel toplumun % 3'ünde görülür. 

TEDAVİ

Psikoterapiye genelde müracaat etmezler. Yoğun duygulanımlar ve yakınlaşma istekleri yoktur. Dürtüsel ve manipülatif değillerdir, ancak stres altında psikotik bir süreç geçirirlerse, yakınları tarafından bir psikiyatra getirilirler. İlaç tedavisinden yararlanırlar. Psikoterapiden çok az yarar sağlarlar. 

(DSM IV'den yararlanılmıştır)

 

 

ŞİZOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Toplumsal ilişkilerden kopma ve başkalarıyla birlikte olunan ortamlarda duygularını anlatmada kısıtlı kalma olarak tanımlanmıştır. Ergenlikte veya ergenlik sonrasında başlar ve değişik koşullarda ortaya çıkar. 

Bu kişiler yakınlık kurma isteğinden yoksun görünürler, yakın ilişkilerin oluşabileceği durumlarda ilgisiz kalırlar. Ailenin ve herhangi bir toplumsal grubun bir parçası olmaktan doyum sağlıyor gibi gözükmezler. Çoğu zaman yalnızlığı seven, toplumdan uzak, mesafeli yaşayan insanlardır. Çoğu zaman başka insanlarla beraber olmak yerine , başkalarıyla etkileşim gerektirmeyecek tek bir etkinlik ya da hobi ile uğraşırlar. Bilgisayar veya matematik oyunları ya da soyut işleri tercih ederler. Başka biriyle cinsel deneyim yaşamaya karşı çok az ilgileri olabilir. Çok az etkinlikten zevk alırlar. Güneş batarken deniz kenarında yürüme, ya da cinsel bir eylemde bulunma gibi duygusal, bedensel ya da kişilerarası yaşantılardan genelde pek zevk almazlar. Birinci derece akrabaları dışında yakın arkadaş ya da sırdaşları yoktur. 

Bu kişiler başkalarının övgü ya da eleştirilerine ilgisiz görünüp, başkalarının haklarında ne düşüneceğinden rahatsız olmazlar. 

Toplumsal adetlere uygun davranmazlar ( Bayramda aile ziyaretleri, özel günleri kutlama gibi ) Sonuç olarak toplumsal becerilerden yoksun veya yüzeysel ya da içine kapanık kişiler olarak görülürler.

Duygusal tepkisellikleri olmadığı için genelde " donuk " bir dış görünüm sergilerler. Gülümseme ve baş sallama gibi davranışlar ya da yüz ifadeleri ile çok az karşılık verirler. Öfkelenme ya da neşelenme gibi güçlü duyguları nadiren yaşadıklarını söylerler. Duygulanmaları genelde kısıtlı olduğundan soğuk ve uzak görünürler. 

Eğer kendilerini rahat ve emin hissederlerse, toplumsal etkileşimle ilgili olarak, rahatsızlık veren duygularını söyleyebilirler. 

Bu kişiler direkt olarak kışkırtılsalar da öfkelerini dışa vuramaz ve bu duyguları yokmuş gibi görünürler. Yaşamlarında bir amaç yokmuş ve nereye çekilirlerse oraya gidecek gibi görünürler. 

Toplumsal becerilerden yoksun ve cinsel deneyim yaşama isteklerinin azlığından dolayı, çok az arkadaşları vardır. Çok nadir olarak karşı cinsten biriyle çıkarlar ve çoğunlukla evlenmezler.

Böyle bir bozukluğu olan kişiler, insanlardan kopuk işlerde çalışırlarsa, işlerini iyi yaparlar. Kişilerarası ilişkiler gerektiren mesleklerde işleri bozulabilir. 

Kişi değerlendirilirken kültür geçmişi dikkate alınmalıdır. Kırsal kentten büyük şehre göçmüş insanlar " duygusal donukluk " la tepki gösterebilirler ve iletişim bozuklukları oluşabilir. 

Daha çok erkeklere konan bir tanıdır. Bazen otistik bozuklukla karışabilir. "Yalnız başına" insanlar şizoid olarak düşünülebilirler. Şizoid kişilik bozukluğu ile karıştırılmamalıdır. Uyumu bozacak nitelikte, sürekli, esnek olmayan, özel bir sıkıntıya ve işlevsel bir bozukluğa neden oluyorsa, şizoid kişilik bozukluğu tanısı konmalıdır. 

(DSM IV'den yararlanılmıştır)

 

ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Aşağıdakilerden en az 3'unun varlığı ile birlikte ,15 yasından beri suren başkalarının haklarını saymayıp, diğerlerinin haklarına saldırı ile kendini gösteren kişilik bozukluğudur. 

1-Tutuklanmasına yol açacak davranışlarda ısrar ile kendini gösteren yasalara uygun ,sosyal davranışlara uyamama 
2-Devamlı olarak yalan söyleme, farklı takma adlar kullanma, zevk ya da kişisel çıkarı için başkalarını aldatma gibi dürüst olmayan davranışlar 
3-Aniden sonucunu düşünmeden yapılan davranışlar,gelecek için planlar yapmama 
4-Tekrarlayıcı kavga, dövüş ,saldırılar ile birlikte öfkelilik hali 
5-Kendisi, yakınları ya da başkasının güvenliği ile ilgili umursamazlık hali. 
6-Bir isi yürütememe veya parasal sorumluluklarını yerine getirmeme ile giden sürekli bir soru suçluk durumu 
7-Başkasına zarar vermiş, fena davranmış birseller çalmış olmasına rağmen duruma ilgisiz kalıp, kendini hakli göstermeye calisi k ve bundan vicdan azabı duymamak. 

*Kişinin en az 18 yasında olması ve 15 yas öncesi davranım bozukluğu belirtileri göstermeye başlamış olması gerekmektedir. 

Rahatsızlığın olusunda rol alan etkenler:

Ani dürtüsel hareketler ve saldırgan davranışların beyindeki anormal serotonin işlevi nedeniyle olduğu düşünülmektedir. 

Bu kişilerin genetik yatkınlık durumları olmasa bile , erken çocukluk dönemlerinde anne- babanın maddi ya da manevi yokluğu, ebeveynin cezalandırıcı, aşağılayıcı tavırlar sergilemesi. 
Rahatsızlık psikopati ve sosyopati olarak da bilinmektedir.Hastada 15 yas öncesinde davranım bozukluğu belirtileri vardır. (insan ya da hayvanlara yönelik saldırganlık, mala zarar verme, başkalarına ait şeyleri çalma ve sahtekarlıklar yapma(ev-okuldan kaçma,hırsızlık) ve kuralları, disiplini önemli derecede bozma) Bu davranışlar sürekli kendini göstermektedir. Bu kişiler yasadışı isler peşinde koşarlar. 
Başkalarının düşünceleri onlar için önemli değildir. 

Toplumda görülme oranı:

Erkeklerde % 3,kadınlarda % 1 oranında görülmektedir. Madde kullanımı nedeniyle yataklı tedavi görülen kurumlar ve adli mekanlar ya da cezaevlerinde daha yüksek oranda görülmektedir.
Çoklukla yalan söyler, çevrelerindekileri aldatır, çıkar elde etmek ya da sadece zevk almak için başkalarını kullanır ya da yanıltırlar.

Öfkelerine hakim olamayıp,kavga ederler,esleri, çocukları, ana- babalarını döverler. 
Ana-baba olmanın gereklerini yerine getiremez, düzenli, sakin bir aile hayati oluşturamazlar. 
Tehlike oluşturacak etkinliklere atılırlar (hızlı ve zikzaklar yaparak araba kullanma, alkollü araç kullanımı, tekrarlayan kazalar yapma gibi ). 
Farklı ve zararlı cinsel ilişkiler ve alkol-madde kullanımı görülebilir. 
Sorumluluklarını yerine getirmedikleri için isten atılmaları, işverenle tartışmaları fazladır.
Herkes gibi düzenli ve doğru yoldan yasayamazlar. Çok is değiştirirler. Yokluk içinde kalıp, sokaklarda yatabilirler. 
Askerlikleri aldıkları cezalar nedeniyle uzar, uzun sureli hava değişimi raporları alırlar.Yaptıklarından pişman olmazlar.Kibirli bir görünüm sergilerler. 

Kimlerde daha çok rastlanmaktadır?

Genellikle sosyoekonomik düzeyi düşük ve kırsal kökenli kişilerde görülmektedir. 

Hastalığın seyri:

Eğer kişi yapılan eylemler sonucu ya da kotu yasam koşulları sonrası ölmezse , rahatsızlık 40 yas sonrasında etkinliğini azaltabilir. 

Ailesel yatkınlık:

Bu bozukluk hastanın 1. derece akrabalarında genel topluma göre daha çok görülmektedir.
Ayrıca bu kişilerin akrabalarında somatizasyon bozukluğu ve madde kullanım bozukluğu da yüksek düzeydedir. 

Sebepleri:

Çocuklukta dikkat eksikliği- hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ileri donemde görülme riski yüksektir.

 

 

BORDERLINE (SINIRDA) KISILIK BOZUKLUGU

Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile birlikte ,genç erişkinlik döneminde başlayan , kişilerle olan ilişkilerde, kendilik algısında ve duygulanımda tutarsızlıklar ve ani dürtüsel davranışlarla karakterize bir durumdur. 

1-Gerçek ya da varsayılabilecek , olası bir terk edilmeyi önlemek için çılgınca çaba harcamak. 
2-Karsısındakileri aşırı büyütüp, göklere çıkarma ve aşırı değersizleştirip, gözden düşürerek, yerin dibine sokma gibi başkalarına aşırı değer.değersizlik verme ile giden tutarsız ilişkiler 
3-Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında, arkadaşlık, cinsel durum ya da önem verilen kültürel- ahlaki değer anlayışında değişkenlikler 
4-Kendine zarar verme olasılığı fazla olan ,2 ya da daha çok durumda sonunu düşünmeden, aniden yapılan eylemler (aniden çok para harcama, madde kullanımı,hızlı ve tehlikeli araç kullanma, birden aşırı yemek yeme, önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar) . 
5-Tekrarlayan bir şekilde intihar girişimleri, intihar tehditleri, kendi kendine zarar verme (bıçak,jilet vs. ile kendi cildini kesme, sigara ile yakma, kafasını , yumruğunu sert yerlere vurma gibi) 
6-Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal değişkenlik hali (saatler içinde değişen surelerde birbirini izleyen öfkelilik, üzüntü, kaygı, sevinç dönemleri) 
7-Kişinin kendisini sürekli olarak boşlukta hissetmesi . 
8-Öfkeye hakim olamama (kavga etme, yüksek sesle hakaret,çiğlik atma eşya kırma gibi). 
9-Stresle ilişkili gelip geçici kendine kötülük yapılacağı düşünceleri ya da dissosiyatif belirtiler 

Rahatsızlığın asal özelliği karşılıklı birebir ilişkilerde , kendilik algısı (kendine bakış , kendini kabul ediş ve kendini sergileyiş) ve duygulanımda tutarsızlık ile ilişkileri etkileyebilen ani hesapsız davranışlardır. Bu kişilerde sürekli bir ayrılık ve reddedilme fikri yaşandığı için bu gibi bir durumun izlenimi edinildiğinde duygulanım, kendilik hissi ve davranışlarda önemli farklılıklar yaşanır.
Ayrılık ya da planlananların oluşmaması durumlarında yoğun öfke ve diğer belirtiler yaşanır. 
Yalnız baslarına olmaya dayanamaz ve birilerinin varlığına gereksinim duyarlar.
Bu yalnızlığı önlemek için intihara yeltenebilirler. 
Birebir ilişkilerinde özellikle karsı cinsten kişilere sürekli bağlanma, onları bir eski yunan tanrı ya da tanrıçaları gibi görüp yüceltirler. İlişkilerine çok büyük iddia ve hedeflerle baslar, gerektiğinden fazla özel hayatlarını paylaşır, karşılığında aynisini beklediklerinden duş kırıklığına uğrarlar.
Bu kez onları daha önce oturttukları tahtlarından indirip gözlerinden düşürürler. Bu nedenle arkadaşlıkları gelip geçici ve fırtınalı bir seyir izler. 

Hedefleri, inandıkları değerler, arkadaş yapıları, cinsel eğilimleri, benimsedikleri görüşler ,mesleki heves ve amaçları değişkendir. 
Devamlı olarak kendilerini boşlukta hissettikleri için uğraşıp, oyalanacak bir şeyler arıyor gibidirler.
Karsı taraftan beklediklerini bulamadıklarında öfkelerini sergiler, sonrasında bundan dolayı suçluluk, pişmanlık, utanç duyguları yasar ve kendilerini değersiz , zayıf, kotu hissederler. 

Bu kişiler için" insanin kendi kendine ettiğini 7 mahalleli etmez "sözü çok uygun düşer.Kendilerine maddi ve manevi acıdan zarar verir, başladıklarını bitiremezler, "yüzüp kuyruğuna gelseler bile". 
Yoğun stresli dönemlerde halusinasyon dediğimiz varolmayan ses,görüntü vs. gibi algılar,kendi vücuduna ve çevreye yabancılaşma görülebilmektedir. 

Kendileri yada çevreye yabancılaşma yasayabilirler. Kişisel ilişkilerinden ziyade kendilerini terletmeyeceklerini ve gerekli karşılığı alabileceklerini düşündükleri sanal şeyler, cansız nesneler, ya da hayvanlar üzerinden doyum sağlamaya çalışıp, kendilerine güvenli bir liman oluşturabilirler. 
Eğitim ve evlilik hayatları fırtınalı bir denizde filikayla yolculuk gibidir. Ayrılık,boşanma ve tekrar bir araya gelmeler görülebilir. 

Eslik eden bozukluklar:

*
Depresyon ve distimi 
*Alkol-madde kullanım bozuklukları 
*Yeme bozuklukları 
*Travma sonrası stres bozukluğu 
*Dissosiyatif kimlik bozukluğu 
*Diğer kişilik boz. 

Toplumda görülme oranı:

Genel nüfus içinde % 2-3 oranında görülmektedir. Araştırmalara göre hastanede yatanlar arasında%19 ; ayaktan tedaviyi sürdürenler arasında % 11 oranında olduğu gözlenmiştir. 

Rahatsızlığın cinsiyet- kalıtım özellikleri :

Toplum geneli ile karşılaştırıldığında rahatsızlık gösterenlerin 1. derece yakınlarında beş kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.Ailede madde bağımlılığı ,antisosyal k.b. ve depresif bozukluklara karsı da daha yüksek bir risk vardır. 

Rahatsızlığın oluş sebepleri:

Rahatsızlıktaki merkezi serotonin işlevindeki azalmanın öfkeli ve dürtüsel davranışlarla ilişkili olabileceği düşünülmüştür. 
Bir başka görüşe göre de çocuk gelişmesinde 1,5-2,5 yas arası donemde çocuğun ayrılma ve kendi basına davranışlar sergileyebilme çabalarına annelerinden gelen cezalandırıcı tavırların şiddetli ayrılık korkularına yol açtığı öne sürülmüştür. 
Gene benzer bir görüşe göre çocuk- ebeveyn ilişkisinin erken dönemlerindeki bozukluklar ( çocuğun yeterli dikkate alınmayıp, hislerini ve davranışlarını gözardı etmek çocukta uygun, olumlu ve sabit bir benlik hissi oluşmasını önleyecek ,sürekli desteğe gereksinim duyacaktır.
Ailede duygusal paylaşımın olmaması , aile içi yoğun çatışmalar, küçük yaslarda ana-baba kaybı, ayrılığı, çocuğun yasadığı fiziksel ve cinsel tacizler rahatsızlığa eğilim oluşturur. 

Ailesel özellikleri:

Bu kişilerin ailelerinde erken donemde ebeveyn kaybı,travma tik ayrılmalar ya da her ikisi yüksek oranda bulunmaktadır. 
Genellikle her iki ebeveynde de belirgin bir şekilde psikiyatrik sorun vardır.
Annelerde karasızlık ve depresyon gözlenirken;babalar ya meydanda yoktur ya da karakter itibariyle yoktur yada bozuktur. 

Aileler saldırgan davranışlar, alkolizm, fiziksel ya da cinsel tacizler (ki bunlar hastaya da uygulanmıştır) nedeniyle yıpranmış veya parçalanmıştır.
Rahatsızlık boşanmış ya da evlatlık verilmiş ailelerde daha fazla saptanmıştır. 

Hastalığın sureci:

Rahatsızlık gençlik donemi öncesinde konuya dikkat verememe, öğrenme güçlükleri ve toplumsal çekilme, sosyal ortamlardan soğukluk ile kendini göstermektedir. 
Gençlik döneminde tüm yakınmalar başlamakta, yari sayıda vaka ise 40'larından sonra düzenli bir cevre ve is hayatına kavuşabilmektedir.
Bununla birlikte çoğu eğitimini tamamlayamamakta, islerini kaybedip, evliliklerini ya da birlikteliklerini sürdürememektedir. 

Rahatsızlıkta intihar tehditleri önemsenmelidir. Bu grup hastalarda % 8-10 oranında intihar sonucu olum görülmektedir. 

Tedavi:

Bu kişilerin uzun sureli bireysel psikoterapiden faydalanırlar Bireysel terapide bilişsel- davranışçı terapi yanında duygulanım dalgalanmaları ve ani dürtüsel davranışlar için ilaç tedavileri uygulanabilmekte, intihar eğiliminin olduğu yoğun gerilim dönemlerinde kısa sureli hastanede yataklı tedavi uygun olmaktadır. Kişiler grup terapisinden faydalanabilmektedirler.

 

 

ÇEKİNGEN KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Ergenlik dönemi ya da sonrasında (genç yetişkinlik) başlar. Değişik koşullar altında ortaya çıkan, toplumsal ketlenmenin, yetersizlik duygularının ve eleştiriye aşırı duyarlılığın süreklilik gösterdiği bir davranış biçimidir. 

Bu kişiler, eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişkiler gerektiren meslek etkinliklerinden, ya da okul etkinliklerinden kaçınırlar. İşlerinde yükselme önerilerini, yeni sorumluluklar ve iş arkadaşlarından eleştiri alma sonucunu getirebileceği için geri çevirirebilirler. Sevileceklerinden, eleştirilmeden kabul edileceklerinden emin olmadan yeni arkadaşlıklar kurmaktan kaçınırlar. Tersi kanıtlanmadıkça diğer insanları reddedici ve eleştirici olarak kabul ederler. Destekleyici ve ilişkileri besleyici yanlarını tekrar tekrar görmedikçe grup etkinliklerine katılmazlar.

Kişiler arası yakınlık kurmak bu insanlar için zordur. Tutukluk gösterir ve kendileri hakkında alay edileceği, küçük düşecekleri kaygısı ile yakınlaşma, dostluk kurmaya ilişkin duygularını kendilerine saklarlar. Bu kişiler toplumsal durumlarda eleştirilecekleri ve dışlanacakları konusu üzerinde aşırı düşündükleri için, bu tür tepkileri sezme yetileri çok düşüktür. Hafifi bir eleştiride hemen yaralanmış hissederler. Utangaç, sessiz, " görünür - görünmez " olma eğilimleri vardır. Kendilerine yönelik bir ilginin aşağılayıcı ve dışlayıcı olabileceğinden korkarlar. Hiçbir şey söylemeden durabilirler, çünkü başkaları bunu "yanlış" değerlendirebilir kaygıları vardır. Alay konusu olduklarını düşündüren gizli ipuçlarına çok sert tepki verirler. Topluma etkin bir birey olarak katılma özlemleri vardır. Yetersiz hissetme ve benlik saygılarının düşük olması katılımlarını engeller. 

Toplumsal yönden yetersiz, beceriksiz, albenisi olmayan, kişisel çekicilikleri ile ilgili kaygılı ve başkalarından aşağıda hissederler. Sıradan durumlarda karşılaşacakları tehlikeleri abartırlar. Güvenli ve kesinlik taşıyan ortamlara duydukları ihtiyaç sınırlı bir yaşamları olması sonucunu doğurur.

Bu kişiler uygun bir giyeceği olmadığını düşünerek bir iş görüşmesini iptal edebilirler. Sıradışı somatik belirtiler (kansızlık, yan ağrısı, aşırı üşüme v.s. gibi) ya da diğer sorunları bahane ederek mahçup olma, utanma kaygısı ile yeni etkinliklerden kaçınırlar. 

İlişkiye girdikleri insanların davranışlarını ve ifadelerini tetikte kalarak değerlendirmeye çalışırlar. Korkulu, gergin, yavaş davranışları gülünç duruma düşme ve alay edilmelerine ya da yazgı çağırarak kendileri ile ilgili kaygılarının, doğrulanmasına neden olur. Eleştiriye yüzleri kızararak ya da ağlayarak tepki verme endişeleri vardır. "Utangaç" "ürkek" "yalnız" "kendi halinde" kişiler olarak tanımlanırlar. Bu bozukluğa eşlik eden sorunlar toplumsal ve mesleki alanlarda ortaya çıkar. İşlerinde yükselemezler ya da çok yavaş yükselirler.

Benlik saygısının düşük olması, dışlanmaya duyulan aşırı duyarlılık kişiler arası ilişkileri kısıtladığı için, toplumdan uzak yaşayarak, toplumsal destekten yoksun kalırlar. Ya çok güven duydukları kişilerle ya da yalnız dolaşırlar. Sevgi ve kabul görmek istedikleri için diğer insanlarla ideal bir ilişkileri olduğu düşlerini kurarlar. Az sayıda arkadaşları olduğu için onlara çok bağlanırlar. 

Kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülür. Toplumda %1 oranında görülür. Kültür ve etnik grupların kaçınmayı ve çekinmeyi ne kadar olağan kabul ettiği düşünülerek tanı konmalıdır. 

Çekingen davranış çoğu zaman bebeklikte ya da çocuklukta utangaçlık ve toplumdan uzaklaşma, yabancı ve yeni durumlardan korkma ile başlayabilir. Yaş ilerledikçe utangaçlık azalacağına, ergenlikte daha fazla utangaç ve çekingen olur. Erişkinlikte ilerleyen yaş ile yatışabilir. 

Hem çekingen bozukluk hem de bağımlı kişilik bozukluğu bir arada görülebilir. Pekçok kişi çekingen özellik sergileyebilir. Bu özellikler esneklik göstermediği, uyumu bozduğu, süreklilik taşıdığında, mesleki olarak başarıyı engellediğinde, çekingen kişilik bozukluğu tanısı alır. 

TEDAVİ

Genelde psikoterapiden çok yararlanırlar. Terapistlerine güvenirlerse bağlanırlar. Terapistlerinden aldıkları güçle yavaş yavaş dış dünyaya katılırlar. Utangaçlıklarıyla, dışlanma korkuları ve yalnızlıklarıyla, kişiler arası ilişkiler kurma inceliklerini öğrenirler ve bunu terapi odasının dışına çıkarabilirler. 

(DSM IV'den yararlanılmıştır)

 

BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Aşağıdaki belirtilerden en az besinin varlığı ile birlikte, erişkinliğin erken dönemlerinde başlayan, uysal, adeta başkalarının kuyruğu gibi olmaya ve insanların kendisini terk edeceği korkusuna neden olacak şekilde aşırı düzeyde başkalarının varlığına ihtiyaç duyma ile seyreden kişilik bozukluğu durumudur. 

1-Başka kişilerden fikir, öneri, destek almadığında ufak şeylerde bile karar vermekte zorlanma 
2-Hayatin pek çok farklı alanlarında sorumluluk sahibi olmak ve bunları gerçekleştirmek için başkalarının yardımına ihtiyaç duyarlar. 
3-Diğerleriyle ayni doğrultuda düşünmese bile onların tepkilerini çekerim ya da dostluklarını yitiririm diye farklı görüşte olduğunu ifade edememe 
4-Planlarını hayata geçirme ya da kendine karsı güvensizliğinden bir isi kendi basına gerçekleştirmekte güçlük hissetme. 
5-Etrafındakilerin yanında olup, kendine destek vermesi için , akla gelmeyecek ve uygunsuz şeyleri bile yapmaya çalışmak. 
6-Kendi basına bir şeyler yapamayacağı, kendini idare edemeyeceği seklindeki yoğun endişeleri nedeniyle, yalnız basına kaldığında kendini çaresiz, huzursuz ya da rahatsız hisseder. 
7-Kendini güvende ve rahat hissettiği , yakın bir arkadaşlık, ahbaplık,dostluk ilişkisi herhangi bir nedenle bittiğinde , hemen kendine bakim ve destek sağlayacak başka birilerini aramaya baslar. 
8-Kafası kendi basına ,yapayalnız ve yardımsız bir durumda bırakılacağı seklinde yoğun endişeler ile doludur. 

En ufak kararları ve seçimlerini bile başkalarına danışmadan alamazlar ( yiyip içecekleri şeyler, giyecekleri giysiler gibi her konuda ). 
Pasif kalmaya eğilimlidirler. Sorumluluk almak,, birsele başlamak, herhangi bir aktivitede rol almak için başkalarının destek ve yardımını isterler. Kararları konusunda es, anne-baba ve dostlarının küçük çocuğu gibi hareket edip, bağımlı hissederler, kendi kararlarını onların vermelerini isterler.
Onların istek ve davranışlarına kendilerinden uzaklaşabilecekleri endişeleriyle karsı gelemez, tepki gösteremez, kızamazlar.
Bağlantıyı korumak için aşırı tavizler verirler. Bu uğurda sözel, fiziksel ,cinsel tacizlere boyun eğebilirler. Çevrelerinde isleri kendilerinden iyi yapacak başkalarının olduğu düşüncesi ile ise başlamayıp, beklemeyi yeğlerler. 

Dışarıya kendilerini aciz, beceriksiz, güçsüz, yetersiz olarak sunarlar. Başka bir kişinin sorumluluğu ve etkisi altındayken ise yeterli bir çalışma gösterebilirler.
Yalnızca tek kalmamak için önemli gördükleri kişilerin yanından ayrılmazlar, onları izlerler. 
Çoğunlukla kötümser bir bakış acısına sahiptirler. Kendi özellikleri , varlıkları ya da becerilerini değersiz görmeye meyillidirler. 
Kendilerine hakaret anlamında aşağılayıcı yönde kendilerini yargılarlar.
En ufak bir olumsuzluğu, eleştiriyi temel alarak bu düşüncelerini desteklemeye çalışırlar.

Karar aşamalarında huzursuz, tedirgin, sinirli hissederler. Çevresel ilişkileri bağımlı oldukları az sayıda kişi ile kısıtlıdır. 

Beraberinde görülen bozukluklar arasında depresif bozukluklar, uyum bozuklukları, yaygın anksiyete bozukluğu, kişilik bozuklukları ( özellikle sınırda, çekingen ve histrionik k.b.) gelmektedir. 

Öz bildirim ölçeği verilerek yapılan bir araştırma sonuçlarına göre% 15 oranında bu rahatsızlığa rastlanmıştır. Kadınlarda erkeklere göre 3 kat daha çok tanı konmaktadır. 
Ailenin en küçük çocuğunda rastlanma olasılığının daha çok olduğu gözlenmiştir. 

Oluş sebepleri:

Aşırı müdahaleci, evhamlı anne- babanın çocuğun bağımsız ve hakkini arayan davranışlarını eleştirici ve cezalandırıcı bir şekilde baskılamaları ile oluştuğu düşünülmektedir. 
Çocuk sonraları özgürlüğün ailesinin sevgi ve desteğini kaybetmeye yol açacağını düşünmekte ve onlara yapışmaktadır. 
Gene ayni şekilde annenin aşırı kollayıcılığı da bu duruma zemin hazırlamaktadır. Bağımlı kişilik uzun sureli vücutsal hastalıklar ve çocuklukta sevgi eksikliği yasayanlarda da belirgin olarak fazla görülmektedir. 
Bu kişilerin aile yapılarında duyguların ifade edilişi kısıtlıdır ve çocuk üzerinde yüksek düzeyde kontrol bulunmaktadır. 

Tedaviye gerilim, depresif ve vücutsal yakınmalar ile başvururlar.Bireysel terapiden fayda görürler.

 

 

OBSESİF-KOMPULSİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu erken yetişkinlik (Adelesans)'den başlayarak süreklilik gösteren, katı, kusursuzluğa yönelik bir davranış biçimidir. Kusursuzluk ilkesi, bireyin yaşam alanını kapsar. Geliştirdikleri katı standartlara ve beklenti düzeyine bir türlü ulaşamadığı için yapılmakta olan işi de bir türlü bitirilemez. 

Obsesif Kompulsif kişi kurallara, listelere, düzenliliğe, organizasyona ya da zamanın programlanması gibi konular içinde öylesine kaybolur ki, yapılan iş amacından sapar, ayrıntılar içinde kaybolan kişi esas sorunları göremez. Başkalarının her işi kendi yaptıkları gibi yapmaları konusunda mantık dışı bir inat ya da doğru yapamayacakları inancıyla yapmalarına izin vermemek de ayrı bir özellikleridir. Dinlenme ihtiyacından ve dostlarından yoksun kalma pahasına, kendilerini çalışmaya adarlar, karar vermede zorlanırlar ya ertelerler ya da kaçınırlar. Bazen de düşünceleri iki seçenek arasında gider gelir ve sonuca bir türlü ulaşamazlar. Çevrelerindeki değişikliklerden rahatsız olurlar. 

Obsesif Kompulsif kişiler kendilerine özgü bir biçimde aşırı vicdanlıdırlar, toplum ve moral değerlerini katı bir biçimde yorumlarlar. Duygusal yakınlıklarını gösteremezler. Para ve hediye verme konusunda - kişisel çıkarları için değilse - cömert davranmazlar, eskimiş işe yaramaz eşyalarını atmazlar. 

Obsesif Kompulsif ebeveynin çocuğu ve geleceğin Obsesif Kompulsif yetişkini dünyayı evinin penceresinden izler. Dışardaki insanlar ve dünya ona tehlikeli bir yer olarak tanıtılmıştır.

En güvenli yer anne babanın yanıdır. Obsesif Kompulsif aile çocukları, ailelerinden uzun yıllar, 30- 40 yaşlara dek ayrılamazlar. Çoğu Obsesif Kompulsif ebeveyn "Eğer ben olmasaydım" tutumlarıyla çocuğun kendilerine borçlu olduğu mesajını sürekli verirler ve bazı durumlarda çocuğun koşulsuz bir bağlılık, hatta hayranlık geliştirmesini sağlarlar. Freud (1935) ve Frenczi (1952) Obsesif Kompulsif kişilerin "İnfantile Omnipotance" (herşeye gücü yeterlilik inancı; gelişimin erken dönemlerinde küçük çocuğun, kendisini dünyanın merkezinde algılaması ve tüm isteklerinin karşılanmasını beklemeye hakkı olduğu sanısı) yaşadığından sözederler. Bu nedenle her şeyi en iyi bildiklerini savunurlar ve kendi düşüncelerine ters gelen düşünceleri acımasızca eleştirirler. Aslında inançlarının ve kurallarının çoğu gerçek bir dayanaktan yoksundur. 

Obsesif Kompulsif kişinin bencilliği ebeveyn çocuk rollerinin yer değişimine neden olur. Çocuk ebeveynin kaprislerini karşılayarak kendi çocukluğundan vazgeçmek zorunda kalır. Baskı altında çocuk sonraki yaşamında da kendisini yönetecek baskılar arar. Bulamazsa kendi içinde yaratır ve yaşatır. Bu nedenle tek başına karar veremez, kendisiyle ne yapacağını bilemez, yaşama sevincinden yoksundur, yaşama etkin katılmak yerine, çoğu kez eleştirerek gözler. Yaşayamadıklarını, başkalarının özgürlük isteklerini kışkırtır ve paniğe kapılarak çevresini de baskı altında tutmaya çalışır. 

Freud (1908) Obsesif Kompulsif kişilerde aşırı düzenlilik, inatçılık ve cimrilik gibi bazı özelliklerin, çocuklukta kızgınlıklarını ifade etmede güçlük çekmelerinden, ya da inatçılıklarını tuvalet eğitimleri sırasında hoşgörüsüz bir anneyle yaşanmış olan çekişmelerin sonraki yaşamdaki izleri olarak değerlendirmiştir. "Cezalandırılma tehdidi ile özerk büyüyemeyen bu çocuklar, yetişkinlikte ebeveynin davranışını içselleştirerek hoşgörüsüz, cezalandırıcı, duygusal yalıtım, aşırı entellektüellik, karşıt tepki oluşturma, yapma bozma gibi kendine savunma sistemleri geliştirirler" demiştir. 

Sonraki yıllarda (Gabbard 1985 Gabbard 1990 - Horowitz) kendine değer verme, bağımlılık eğilimleri ve kızgınlığın denetimi arasındaki ilişkiler, iş ilişkileriyle duygusal ilişkileri arasındaki dengeler gibi daha çok ilişki ağırlıklı tanınmıştır.

Obsesif Kompulsif kişiler benlikleri ile ilgili bir belirsizlik yaşarlar. Çocukluklarında ebeveyn onayı ve sevgisine duydukları ihtiyaç yeterince karşılanmamıştır. Ebeveyn soğuk ve uzak olabilir ya da çocuğa yaşıtlarından daha fazla sevgiye ve onaya gereksinimi vardır. 

Obsesif Kompulsifler bağımlılık duygularını ve kızgınlıklarını bilinç düzeyinde fark ettikleri için savunma sistemleri kimseye muhtaç olmama ve kızgınlıklarını katı bir denetim altında tutma ve önlem alma yönündedir. 

Gabbard'ın 1990 anlattığı gibi Obsesif Kompulsif kişiler diğer insanlarla yakınlık kurmaktan ürkerler. Böyle bir süreç birine yaslanma yönünde güçlü bir şekilde var olan ama bastırılan isteklerin canlanmasına neden olabilir, bunun sonunda yaşanılacak yakınlık, düş kırıklığı, öfke ve pişmanlık duygularına ve ardından gelen öç alma isteklerine yol açabilir yakınlığa izin vermek, vaktiyle geliştirdikleri yakınlaşma beklentileri sonucu yaşadıkları düş kırıklıkları ve incinmelere karşı geliştirdikleri savunma sistemlerinin çökmesine ve her şeyin "Denetimden çıkmasına neden olur". Bu insanların yakın çevresindeki kişilerde onun fazla denetleyici olmasından yakınırlar. İşleri kendisinden başka kimsenin iyi yapabileceğine inanmadığı için ilişkilerinde sık sık kilitlenmeler ve kesintiler olur. 

Diğer insanları bu denli denetleme eğilimi çevresindeki desteğin sağlamlığına ve sürekliliğine inanmamasından kaynaklanır. Bu güvensizlik , çocukluk yıllarının travmatik izlerinden olduğu kadar, Obsesif Kompulsif kişinin denetim altında tuttuğu saldırgan eğilimler ve yoğun yıkıcı isteklerinden de kaynaklanır. Terk edilme ya da saldırgan eğilimlerini yansıtarak kişilerin yıkıcı davranışlarına maruz kalma korkusu yaşarlar. Duyguların denetimden çıkabileceği kaygısı herşeyi "Mantık" yoluyla çözümlemeye çalışmalarına neden olur; gerçek bir değerlendirme olmasada. 

Obsesif Kompulsif kusursuz olmak çabasındadırlar. Çocukken yeterince çaba göstermemiş oldukları için değerli bulunmadıkları inancı taşıdıklarından, üstün başarılar kazansalarda gene yeterince çaba göstermemiş olduklarına ve değerli olmadıklarını düşünüp yaşam sevincinden yoksun kalırlar. 

Esnek olmayan katı yapıları nedeniyle ayrıntılar üzerinde odaklaşıp bütünü göremezler, esneklikleri "Mantıksız" bularak reddederler ve her işte katı standartları sürdürebilmek için fazla enerji kullanırlar. Yaptıkları herşey, hatta tatil bile eziyet olur. Çoğu önemli işler başarırlar ama seferberlik yaratarak işlerindeki başarılarını sınırlarlar. İyi konuşmacıdırlar ama yazma konusunda kusursuzluk beklentileri nedeniyle kitlenebilirler ve sonuç ortaya koyamayabilirler. Olmakta olanı yaşamak yerine, olması gerekene takılıp yaşam olaylarına katılmazlar. Kendilerinden üstün beklentileri yerine getiremedikleri inancına kapılırlarsa düş kırıklığı yaşayarak depresyona girerler. Özellikle orta (40-50) yaşlarda gençlik ideallerini ve düşlerini gerçekleştirmekte çok geç kaldıklarına inanmaları depresyonu oluşturur. 

TEDAVİ

Psikoterapide aşırı entellektüel konuşmalar ve tutumlar, duygulardaki yalıtım ve sığlık, yaşamlarında güzel sanatlar, müzik, felsefe, okuma ve eğlenmeye yer olmadığından Psikoterapistlerini zorlarlar. Gerekirse Psikiyatrist kontrolünde ilaç tedavisinden de yararlanabilirler. 

(DSM IV'den yararlanılmıştır)

 

HİSTERİNOİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

En önemli özelliği, hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme ihtiyacı içinde olmalarıdır.Ergenlik ve ergenlik sonrası (genç yetişkinlik) ortaya çıkar. 

Histerionik Kişilik Bozukluğu olan kişiler ilgi odağı olmadıkları durumlarda rahatsız olup değerlerinin anlaşılmadığını düşünürler. Çoğu kez çok canlı ve rol yapar bir tarzda ilgiyi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Yeni tanıştıkları insanlarla neşeli, ilgili, açık samimi ve hararetli tarzda ilişki kurup, kur yaparak ( flörtöz ilişki ) başlangıçta onları cezbederler.

Ama sürekli ilgi odağı olmak istedikleri için bu özellikleri süreklilik göstermez. Sürekli "parti yaşamı" rolü sürdürmek zorundaymış gibidirler. İlgi çekemezlerse çarpıcı birşeyler yaparlar (bir hikaye uydurma, olay sergilemek gibi) Bu kişilerin fiziksel görüntüleri ve davranışları çoğu kez uygunsuz bir biçimde cinsel yönden ayartıcı, baştan çıkarıcıdır. Bu davranışları sadece eş ve sevgililerine karşı değil içinde bulundukları toplumsal çevre, iş yaşamı ve profesyonel ilişkilerde de ortaya çıkar. Duygusal dışa vurumlar sığdır ve hızlı değişir. Bu kişiler sürekli fizik görünümleri ile ilgilidirler. Giyim kuşamları için çok fazla zaman, para ve enerji harcarlar. Dış görünümleri ile ilgili iltifatlar duymak isterler. Duymazlarsa kızarlar. Beğenmedikleri bir fotoğraflarını görürlerse aşırı derecede sinirlenirler. 

Konuşmaları ayrıntıdan yoksun ve karşı tarafı etkilemeye yöneliktir. Sağlam düşünceler çarpıcı bir şekilde sezgisel boyutta dile getirilir, altta yatan nedenleri çoğunlukla belirsizlikler taşır ve destekleyici gerçeklerden ve ayrıntılardan yoksundur. Örneğin birinin çok hoş bir insan olduğundan bahsedebilir ama bu kişiyi hoş yapan davranışlardan birini niteleyemez. 

Çoğu kez gösteriş yaparlar. Yapmacık davranışlar ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler. Duygularını aşırı bir biçimde ortalıkta, herkesin önünde sergileyerek arkadaşlarını, eşlerini, tanıdıklarını utandırırlar. Sıradan küçük olaylar karşısında hıçkırarak ağlayabilirler ya da öfke patlamaları yaşarlar.

Ancak duyguları çoğu zaman hızlı bir biçimde gelip geçiyor gibi görünür ve başkaları da onları bu duyguları gerçekten yaşamıyor olmakla suçlarlar. 

Bu kişiler ileri derecede telkine yatkındırlar. Duyguları ve düşünceleri o sıradaki heveslerinden kolayca etkilenir. Özellikle, sorunları büyülü bir şekilde çözeceklerine inandıkları otorite figürleri olmak üzere, başkalarına aşırı derecede güvenebilirler. Bu insanlar ilişkilerinin olduğundan daha yakın olduğunu düşünürler ve tüm tanıdıklarını canım, bir tanem, aşkım v.s. olarak tanımlarlar. Sık sık romantik düşlere dalarlar. 

Histerionik kişilik bozukluğu olan kişilerin duygusal ya da cinsel ilişkilerinde, duygusal yakınlık sağlama ile ilgili güçlükleri olur. Başkaları ile olan ilişkilerinde farkında olmadan " kurban " ya da " prenses "gibi bir role soyunurlar. Eşlerini ya da karşı cinsten arkadaşlarını duygusal manipülasyon ya da baştan çıkarıcılık yoluyla, bir taraftan denetim altında tutarken, diğer taraftan da aşırı bir bağlılık sergilerler. 

Aynı cinsten kişilerle arkadaşlıkları genelde bozuktur. Çünkü cinsel yönden ayartıcı tarafları arkadaşlarını rahatsız eder. S

ürekli ilgi görme istekleri arkadaşlarını sıkmaya başlar. İlgi odağı olmadıkları zaman depresif ve sinirli olurlar. 

Sürekli bir heyecan, yenilik, uyarılma arayışı içinde olup, sıradan günlük olaylar karşısında sıkılırlar. Eğlenecekleri bir ortam ertelenmişse (Hazzın ertelenmesi) büyük bir düş kırıklığı, öfke patlamaları yaşarlar. Tüm eylemleri, çoğu kez hemen doyum sağlamaya yöneliktir. Bir işe büyük bir hevesle başlayıp ilgilerini de hızla yitirirler. Yeni ilişkilerin heyecanını aradıkları için uzun süreli ilişkilerini görmezden gelirler. 

Gerçekten intihar etme olasılıkları bilinmemektedir. Dikkati çekmek ve daha fazla ilgi almak için intihar tehditleri kullanırlar. Ç

oğu kez Borderline, Narsistik, Antisosyal ve Bağımlı kişilik bozuklukları ile birlikte görülür. Genel toplumda % 2 - 3 görülür. Kadınlarda daha sık konan bir tanıdır ama erkeklerde de aynı oranda görülmektedir. 

Ortak pek çok özellik olduğu için diğer kişilik bozuklukları Histerionik Kişilik Bozukluğu ile karışabilir. Borderline Kişilik Bozukluğunda ilgi arama, manipüle etme, hızla değişen duygularla belirli olur ve kendine zarar verme, yakın ilişkilerde kızgınlık doğurucu ayrılıklar ve sürekli derin boşluk duyguları ve kimlik bozukluğu ile ayrılır.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Histerionik Kişilik Bozukluğu olan kişiler dürtüsel, heyecan arayıcı, pervasız, baştan çıkarıcı ve manipülatifidir. Histerionik kişilerde duygular abartılıdır ve antisosyal davranışlar göstermezler. Histerionikler kendi gereksinimlerinin beslenmesi için manipülatif davranırken antisosyaller çıkar sağlamak, güç elde etmek ve maddi doyum için manipüle ederler. 

Narsisler daha çok " üstün " oldukları için ilgi beklerler. Histerionikler kırılgan ve bağımlı olurlar. Narsistik Kişilik Bozukluğu olan kişiler başkalarıyla ilişkilerinde arkadaşlarının " VIP " ( çok önemli kişi ) konumunda ve zenginliği vurgulama eğilimi taşırlar ve bu kişilerle yakınlıklarını abartarak sunarlar.

Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişi kendine yol gösterilmesi ve övgü almak için başkalarına ileri derecede bağımlılık gösterirler. Histerionik kişilerin aşırı abartılı, süslü, duygusal özelliklerini taşımazlar. 

TEDAVİ

Psikoterapiden fazla yara sağlayamazlar. Ara ara bir probleme yönelik gelir giderler. Yüzleştirme tekniklerinden hoşlanmazlar. Eğer terapide kalabilmişlerse abartılı duygu gösterilerinin arkasındaki sığlıkla mücadele edebilirler.

(DSM IV'den yararlanılmıştır)

 

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Başlıca özelliği ergenlik ve ergenlik sonrasında başlar, değişik durumlarda ortaya çıkar. Üstünlük duygusu beğenilme gereksinimi ve empati (Başkalarının isteklerini, duygularını, ne hissettiğini anlayabilme, kendini onun yerine koyabilme yetisi) yapamama ile oluşan bir bozukluktur. 

Bu insanlar kendilerinin çok önemli olduğunu hissederler. Kendilerini olduklarından daha yetenekli ve önemli görüp, başarılarıyla öğünürler. 

Gösterişe düşkündürler. Başkaları için çok önemsendiklerini düşündükleri için bekledikleri övgü gelmeyince şaşkına dönerler. Kendi başarılarında diğer insanların katkılarını görmezden gelirler. Sıklıkla sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi hayalleri kurarlar. Kendilerini meşhur ya da ayrıcalıklı insanlarla karşılaştırılar. 

Narsisistik Kişilik Bozukluğu olan kişiler üstün, özel, eşi bulunmaz kişiler olduklarına inanıp başkalarının da öyle görmesini beklerler. Kendilerinin ancak özel ve yüksek konumdaki kişilerce anlaşılacakları ve seçkin kişilerle ilişki başlatacaklarını düşünürler. İlişkide oldukları kişiler "eşi bulunmaz", "mükemmel" ya da "üstün yetenekli" olarak tanımlarlar. Sıradan vasat buldukları insanların, kendi üstün ihtiyaçlarını, özel değerlerini anlayamayacaklarından emindirler. 

İlişkiye girdikleri kişilere yükledikleri, yüceleştirdikleri değerler yoluyla kendi benlik saygılarını güçlendirirler (yani ayna tutarlar). 

Hep "en yukarıdaki" kişilerle (genel müdür, profesör, paşa v.b. )ve en iyi kurumlarla ilişki kurmakta ısrarcıdırlar. Birisi kendileri hayal kırıklığına uğratırlarsa değerlendirmesini değersiz bulurlar. Bağlı bozukluğu olan kişiler çok beğenilmek isterler. Benlik saygıları çok kırılgandır. Sürekli başkalarının kendilerini ne kadar iyi değerlendirdiğinin üzerinde dururlar. Bu durum da beğenilme ve ilgi görme içindir. 

Bir yere gidince büyük bir çoşkuyla karşılanmayı bekleyip, sahip olduklarına herkesin imrenmediğini görürlerse çok şaşırırlar. Özel davranılmayı bekledikleri için bunu göremezlerse şaşırırlar ya da öfke duyarlar. "Çok önemli işleri" için sıraya girmeyi düşünemezler. Diğer insanlar onlara saygı gösterip sırasını vermeli diye düşünüp, bu olmazsa sinirlenirler. Başkalarının isteklerine ve ihtiyaçlarına hiçbir duyarlılık göstermedikleri için bilerek ya da bilmeyerek başkalarını kendi çıkarları için kullanırlar ve sömürürler. Birşey istediklerinde, bunun karşı taraf için ne anlama geldiğini düşünmeden karşılanmasını beklerler. Örneğin başkalarının, kendilerini, onların işlerine adayıp aşırı çalışmalarını beklerler. Karşıdaki bu durumda ne hissediyor, bunu düşünmezler. Karşılarındaki kişiden yararlanıyorlarsa , amaçlarına ulaşmalarını kolaylaştırıyorsa ya da benlik saygılarını güçlendiriyorsa, duygusal ilişkiye girerler. 

Çok özel davranış görmeyi, buna hakları olduğunu, ayrıcalıklı kişiler olduklarını düşündükleri için çoğu kez zorlamalarda bulunup, özel kaynakların yaratılmasını beklerler. Empati kelimesini hiç duymamış gibidirler. Başka kişiler bütün olarak onların iyilikleri ile ilgili olarak vardır, diye düşünür ve hareket ederler. Kendi kaygıları ile ilgili gereksiz ayrıntıları tartışırlar. Karşılarındakinin önemli bir kaygısını dahi paylaşıyor olsa hor gören bir biçimde sabırsız ve hoşgörüsüz olurlar. Cümlelerinin başkalarını incittiğinin farkına varmazlar. 

Örneğin çok hasta bir kanser hastasının önünde ne kadar hoş bir tenis maçı yapıp, hayatın, yaşamanın güzelliğinden konuşabilirler. 

Başkaları isteklerini ve gereksinimlerini söylediğinde eleştirir bir tutumla; bunların zayıflığın, başarısızlığın, küçük beyinli düşünmenin birer belirtisi olarak algılarlar. 

Narsisistik Kişilik Bozukluğu olan kişilerle ilişkiye girenler, bu kişilerdeki duygusal soğukluğu ve karşı ilgi yoksunluğunun olduğunu görürler.Bu kişiler çoğu kez başkalarını kıskanırlar ya da başkalarının kendilerini kıskandığını düşünürler. Diğer insanların başarılarında ve sahip oldukları şeylerde gözleri kalır. Bunları onlara çok görürler ve onların elde ettikleri bu başarılara , beğeniye yada ayrıcalıklara kendilerinin layık olduğunu düşünürler. 

Özellikle başkalarının kendi başarılarındaki katkılarını kaba bir şekilde değersizleştirmeye çalışırlar. 

EŞLİK EDEN BOZUKLUKLAR

Eleştiri ve yenilgi karşısında ''yaralanmaya'' çok duyarlıdırlar. Dışardan göstermeseler de, eleştirildiklerinde rezil olmuş, alçalmış, çökmüş ve boşlukta hissedebilirler. Öfkeyle, hor görerek, cüretkar bir saldırıya geçerler. Bu yaşantılar çoğu kez toplumdan uzaklaşmalarına ya da üstünlük duygularını maskeleyebilen bir yumuşak başlılığa yol açar. İlişkileri bozuktur. Tutkuları ve kendilerine güvenleriyle üstün başarı sağlayabilirler ama en ufak bir eleştiriye ve yenilgiye gelememeleri, başarılarını sürdürmelerini engelleyebilir.

Rekabete dayalı, risk alma konusunda isteksiz olduklarından mesleki başarıları düşük kalabilir. Sürekli utanç ya da aşağılanmış olma duygularına ve yanında özeleştiriye, toplumdan uzaklaşma, depresif duygudurum ve Distimik (Bakınız Distimik Kişilik Bozukluğu) ya da Majör Depresif Bozukluk ( Bakınız Majör Depresif Bozukluk ) eşlik eder. Tersine üstünlük duygusu taşıdıkları dönemlerde, Hipomanik (Bakınız Manik Atak) bir duygudurumu eşlik edebilir. 

Histerionik, Borderline, Antisosyal ve Paranoid Kişilik Bozukluğu ile birlikte görülebilir. 

Narsistik özellikler ergenlerde sık görülür. Bu yaşlarda narsistik özelliklerin görülmesi, Narsisistik Kişilik Bozukluğu geliştireceği anlamına gelmez. 

Narsisistik Kişilik Bozukluğu olan kişiler yaşlanma sürecinin getirdiği fiziksel ve mesleki sınırlamaların başlamasına uyum sağlamada zorlanabilirler. 

Bu tanıyı alanların % 50 - 75’i erkektir. Genel toplumda % 1’den az görülür. 

(DSM IV'den yararlanılmıştır)