TEL : 0 222 230 84 74
GSM : 0 505 347 47 35
Mesnevi Hikayeleri İle İyileşme
ÖNCE KARŞIDAKİNİ DİNLE
Kuyumcu ve Terazisi
Duyurular
Cinsellik nedir?
DEPRESYON NEDİR?
ERKEKLERDE ERKEN BOŞALMA
NLP Nedir?
NLP'nin 6 Sütunu-ilkesi
KOÇLUK NEDİR?
YAŞAM KOÇLUĞU
KADINDA CİNSEL İLİŞKİ KORKUSU ve VAJİNUSMUS (VAJİNAL AĞRI)
Etkin İletişim Kurmak
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
Yaşam Koçluğu
HAYAT BİR YAP-BOZ’A BENZER…
KARAKTERİMİZE TAKTIĞIMIZ MASKELER
Yaşam koçluğu nedir?
YAZILARIM
EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Özgürlükleri kısıtlayan devlet demokrat olamaz
Dini takıntısı olanlar
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU
OBEZİTE NEDİR?
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
PANİK BOZUKLUĞU
PSİKİYATRİ'DE İLAÇ KULLANIMI
YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR, OTİZM.
TIRNAK YEME VE PARMAK EMME
Televizyon ve Çocuk
Ruhsal Hastalıklarda Tedavi
Ruh Sağlığı Nedir?
Psikotik Bozukluklar ve Şizofreni
PSİKOLOJİ NEDİR?
Ailede iletişim ve Anne-Baba Tutumu
ÖFKE VE ÖFKE KONTROLÜ-
OKUL KORKUSU
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
MADDE BAĞIMLILIĞI
Logoterapi (Anlamkazanım tedavisi)
Konuşma bozuklukları:
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Geciken Özür
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
ERKEN BOŞALMA
Dikkat Eksikliği-Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DERS ÇALIŞMA VE BAŞARI YÖNTEMLERİ
DEPRESYON
DEMANS/BUNAMA NEDİR?
ÇOCUKLUK DÖNEMİ RUHSAL SORUNLAR
Çocuk ve cinsellik
BİPOLAR DUYGUDURUM BOZUKLUĞU
Anne-Baba Figürü Davranış ve Tutum
HİPERAKTİF ÇOCUK
Çocuğumuzda olumlu tutum elde etme
GÖREBİLMEK
Hastalar İçin Bilgiler
Aile İçi Şiddet
Boşanma ve Aile
Eşler Arasında Sorunlar
ANKSİYETE-KAYGI NEDENLERİ
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU NEDİR?
Kategoriler

Geciken Özür

Geciken Özür[1]

Yaşlı adam ahşap evin kapısını açtı ve içeriye girdi, yavaşça gıcırdayan eski merdivenlerden çıktı. Salona girdi. Elindeki sefer tasını yere koydu. Eskimiş deri ceketi fırlattı ve sofaya uzandı.

Bu yaşlı amcanın adı Mehmet’ti, memurdu ve kasabada asabiliğiyle bilinirdi. Herkes ondan çok korkardı. Bir anda sinirlenir ve çok ağır laflar söylerdi. Bu yüzden kasabadaki çoğu kimse onunla muhatap olmazdı. Ne zaman ne yapacağı ne diyeceği hiç belli olmazdı. Mehmet amcanın Hatice adında bir hanımı vardı. Aksine o pek sessiz sakindi. Kasabada herkes tarafından sevilirdi. Hatta evlendikleri günlerde kasabalı bu işe çok şaşırmıştı “Nasıl anlaşırlar bilinmez ”derlerdi. Ama bilmedikleri bir şey vardı; Mehmet Amca ne kadar sinirli olursa olsun eşi Hatice Teyzeyi pek severdi. Kasabada fırtınalar kopartan adam eve adımını atınca çok sakin çok uysal olurdu. Bazen kendine hakim olamayıp, ağır laflarla onun kalbini kırıyordu.

Yine bir gün Mehmet amca kasabada bir adamla tartıştı. Haksızdı, o da biliyordu. O kendini beğenmiş adam karşısında yenik duruma düşmeyi kendine yakıştıramıyordu. Onun için tartışma bir savaştı ve her ne şartta olursa olsun yenilen taraf o olmamalıydı. Ama yenilmişti. O adam Mehmet Amca’ya öyle bir laf söyledi ki Mehmet Amca bakakaldı. Sinirlenmişti. Evin yolunu tuttu. Bir yandan kendi kendine laf söylüyor bir yandan o adamın nasıl mutlu olduğunu düşünerek iyice sinirleniyordu. Nihayet eve geldi, içeri yavaşça girdi Hatice Teyze onu bekliyordu sonra ne oldu anlayamadan Hatice Teyze’nin tek bir sözle ağlattığını fark etti. Ama Hatice Teyze hak etmişti o ne hakla kendisine karışıyordu. “Ağlarsa ağlasın sonra geçer” diye düşündü. Ve odadaki yatağa uzandı. Sabah olmuştu bile işe de geç kalmıştı. Aceleyle hazırlandı. Saatler saatleri kovaladı. İş yine bitmişti.

Yaşlı adam ahşap evin kapısını açtı ve içeriye girdi. Yavaşça gıcırdayan eski merdivenlerden çıktı. Salona girdi. Elindeki sefer tasını yere koydu. Eskimiş deri ceketi fırlattı ve sofaya uzandı. Biraz dalmış olacaktı ki, Hatice Teyze elinde tabaklarla salona girdi, tabakları sertçe masaya koydu. Bu sesle Mehmet Amca uyandı sofadan yavaşça doğruldu. Bu arada Hatice Teyze elinde çorbayla girdi. Daha sonra çorbaları tabaklara bölüştürdü. Hiç konuşmadan oturdu ve çorbayı kaşıklamaya başladı. Elinde bir mendil vardı ve hala ağlıyordu. Mehmet Amca umursamaz görünüp yemeğe oturdu. Yemeği bitince masadan kalktı koltuklardan birine uzandı. Televizyonu açtı bir yandan Hatice Teyze’ye bakıyor bir yandan ilgisiz gibi görünmeye çalışıyordu.

Hatice Teyze hala ağlıyordu. Gerçekten kalbi çok kırılmıştı. Ne yapmıştı da Mehmet Amca ona böyle demişti, hiç anlayamamıştı. Ama kararlıydı. Hiç bir şey yapmadığı halde ona böyle davranan adamla küstü ve her ne şartta olursa olsun küs kalacaktı. Artık yaşlanmıştı kırıcı sözlere tahammül edecek gücü de sabrı da kalmamıştı. Yaşlar yağmur gibi akarken gözlerinden bu nasıl sevmek diye düşünüyordu. Saat on bire doğru Hatice Teyze elinde misafir nevresim takımlarıyla salona geldi ve bir şey söylemeden Mehmet Amca’ya doğru uzattı. Mehmet Amca nevresim takımını alınca da yatak odasına gitti.

“Aaa uzattı artık ne vardı bu kadar küsecek.” belki de haklıydı diye düşündü Mehmet Amca. Evet, haklıydı ona öyle şeyler söylememeliydi. Hemen şimdi gidecek ve özür dileyecekti. Yoo en iyisi sabahı beklemekti, hem ne söyleyeceğini daha iyi bilirdi hem de şimdi Hatice Teyze’yi uyandırmanın bir anlamı yok diye düşündü. Sabahı beklemeliydi. Böyle düşünen Mehmet Amca sabahı zor getirdi. Şimdi ne söyleyeceğini daha iyi biliyordu gidecek ve “özür dilerim ben suçluydum sana öyle davranmamalıydım” diyecekti. Sabaha kadar ancak bunu bulabilmişti, olsun buda ne demek istediğini açıkça belli ediyordu. Yatak odasının kapısına geldi sonra geri döndü.  En iyisi ona kahvaltı da hazırlamaktı. Kahvaltıyı hazırladı her şeyi masaya güzelce yerleştirdi. Masada çiçek bile vardı. Sadece o çiçeği bulmak için yarım saat uğraştı.

Artık Hatice Teyze’yi uyandırabilirdi. Her şey hazırdı. Yavaşça kapıyı açtı. Odaya girdi, eşine seslendi,  herhalde duymamıştı biraz daha sesini yükselterek seslendi. Hala küs olmalı diye düşündü. Hatice Teyze’nin yanına yaklaştı ve yanağına bir öpücük kondurdu. Aman Allah’ım buz gibiydi Hatice hanımı sarstı uyanmıyordu yoksa hayır “hıh dedi bu saçmalık ölmüş olamaz şimdi uyanır” çok uğraştı ama uyanmadı evet ölmüştü ama bunu kabullenemiyordu. Mehmet Amca önce onu giydirdi sonra salona masaya oturttu. Önündeki tabağa yemeklerini koydu çay soğumuştu ama olsun çayı bardaklara doldurdu. Bir yandan sohbet ediyor bir yandan yemek yiyordu. “İyi ki beni affettin” diyordu “bak eskisi gibi olduk, iyi ki affettin beni”. O gün işe gitmedi. Öğlene doğru Hatice Hanım yavaş yavaş morarmaya başlamıştı. Evet biliyordu eğer hala burada tutarsa 1-2 gün içinde kokacaktı da ama hala kabullenememişti. “Bence hala ölmedi zaten beni affetti biz onunla barıştık” diyordu. Hakikaten 2 gün sonra kötü kokmaya başlamıştı. Alışırım diye düşündü. Alışırdı belki ama üst komşularla koku yüzünden kavga edince komşular Mehmet Amcayı polise şikâyet etmişlerdi. Bunun üzerine polisler gelmişlerdi. Ahşap eve girince her tarafın gerçekten çok kötü koktuğunu anladılar. Polisler de çok şaşırmışlardı. Bu ne iğrenç kokuydu böyle. Şikâyet eden adama gittiler neden şikâyetçi olduğu belliydi ama kimden şikâyetçiydi. Sordular ve kim olduğunu öğrendiler. Mehmet Amcanın kapısına geldiklerinde koku gerçekten çok yoğunlaşmıştı. Polisler zile bastı, Mehmet Amca kapıyı açtı. Kapı açıldığında polisler gördükleri şey karşısında hayrete düştüler. Salonda morarmış bir ceset vardı. Koku çok kötüydü.  Mehmet Amca’ya bu ölünün evde ne işi olduğunu sordular. Buna Mehmet Amca’nın cevabı “o ölmedi” oldu. Polisler hemen eve ambulans çağırdı. Ambulansın elemanları Hatice Teyzeyi hastaneye götürürken hala ölümü kabullenememiş olan Mehmet Amca Hatice Teyzenin arkasından el sallıyor “akşama yemeğe geç kalma emi” diyordu. Ambulans mahalleden ayrıldıktan sonra Mehmet Amca beklemeye başladı. Bekledi, bekledi, bekledi… Artık geri dönmeyecekti anlamıştı. Ağladı, ağladı… Hep benim yüzümden dedi.  Bu sırada otopsi raporları da çıkmıştı. Kalp krizi. Ellisinde olan Hatice Teyzenin kalp rahatsızlığı vardı ve bu rahatsızlık onun ölümüne sebep olmuştu. Gerçekten Mehmet Amca suçluluk duyuyordu. Hayattaki tek varlığı tek sevdiği insan onun yüzünden ölmüştü. Tekrar ağladı, ağladı…

Daha sonra komşuları onun çok değiştiğini gördüler. Mehmet Amca artık çok sakin, kavga çıkartmayan biri olmuştu. Herkesten, her şeyden özür diliyordu. Yere düşürdüğü çataldan, kediden kapıdan ve her özür dileyişinde gözünden bir yaş damlıyordu içinden şöyle diyordu.

“Hatice’m affettin, değil mi, değil mi, özür dilerim. Öyle demek istememiştim, özür dilerim.”

 

 


[1] Kızım M. Rehnüma Karaca’nın öyküsüdür.