TEL : 0 222 230 84 74
GSM : 0 505 347 47 35
Mesnevi Hikayeleri İle İyileşme
ÖNCE KARŞIDAKİNİ DİNLE
Kuyumcu ve Terazisi
Duyurular
Cinsellik nedir?
DEPRESYON NEDİR?
ERKEKLERDE ERKEN BOŞALMA
NLP Nedir?
NLP'nin 6 Sütunu-ilkesi
KOÇLUK NEDİR?
YAŞAM KOÇLUĞU
KADINDA CİNSEL İLİŞKİ KORKUSU ve VAJİNUSMUS (VAJİNAL AĞRI)
Etkin İletişim Kurmak
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
Yaşam Koçluğu
HAYAT BİR YAP-BOZ’A BENZER…
KARAKTERİMİZE TAKTIĞIMIZ MASKELER
Yaşam koçluğu nedir?
YAZILARIM
EVHAM HASTALIĞI ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Özgürlükleri kısıtlayan devlet demokrat olamaz
Dini takıntısı olanlar
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU
OBEZİTE NEDİR?
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
PANİK BOZUKLUĞU
PSİKİYATRİ'DE İLAÇ KULLANIMI
YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR, OTİZM.
TIRNAK YEME VE PARMAK EMME
Televizyon ve Çocuk
Ruhsal Hastalıklarda Tedavi
Ruh Sağlığı Nedir?
Psikotik Bozukluklar ve Şizofreni
PSİKOLOJİ NEDİR?
Ailede iletişim ve Anne-Baba Tutumu
ÖFKE VE ÖFKE KONTROLÜ-
OKUL KORKUSU
OBSESİF-KOMPULSİF (EVHAM) HASTALIĞI
MADDE BAĞIMLILIĞI
Logoterapi (Anlamkazanım tedavisi)
Konuşma bozuklukları:
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Geciken Özür
Evlilik ve Eşler Arası İlişki
ERKEN BOŞALMA
Dikkat Eksikliği-Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
DERS ÇALIŞMA VE BAŞARI YÖNTEMLERİ
DEPRESYON
DEMANS/BUNAMA NEDİR?
ÇOCUKLUK DÖNEMİ RUHSAL SORUNLAR
Çocuk ve cinsellik
BİPOLAR DUYGUDURUM BOZUKLUĞU
Anne-Baba Figürü Davranış ve Tutum
HİPERAKTİF ÇOCUK
Çocuğumuzda olumlu tutum elde etme
GÖREBİLMEK
Hastalar İçin Bilgiler
Aile İçi Şiddet
Boşanma ve Aile
Eşler Arasında Sorunlar
ANKSİYETE-KAYGI NEDENLERİ
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU NEDİR?
Kategoriler

Anne-Baba Figürü Davranış ve Tutum

Anne-Baba Figürü
Davranış ve Tutum

Dr.Sıtkı Karaca

Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

 

 

 

 

 

Not: Vereceğimiz eğitim, çocukların davranışlarının, istediğiniz gibi olmasını sağlamayacaktır.

 

nSosyal bir varlık olan insanın doğumundan itibaren ilişkide olduğu en küçük toplum birimi ailedir. Ancak ailenin yerini tutan kurumlar da çocuk gelişiminde önemlidir. Bu durumda anne-baba figürü taşıyan kişilerin davranış ve tutumları ruhsal gelişmede önemli ölçüde etkilidir.

 

nÖzürlü çocukların kişiler arası ilişkilerinde olumlu bir öz değer duygusu geliştirebilmesi, kendini tanıması, özerkliğini kazanması ve uyum sağlamasında eğitmenlerin tutumları önemlidir.

Tutum, kişinin  psikolojik duygularını yansıtan, onların bilinçdışı gereksinimleri ile oluşan davranışlar zinciridir. Tutumda aynı tip davranışlarda “sıklık” ve “süreklilik” vardır.  Örneğin, özürlü çocuğun bir başkası tarafından yedirilmesi koruyucu tutum değildir. Bu yaklaşım hastalık dışı, bebeklikten gençlik çağına dek sürdüğünde koruyucu tutumdan söz edilir.

Anne-baba figürüne sahip kişiler, çocuk için, her zaman yanında yer aldığı ve sürekli desteklerini hissettireceği güvenli ve davranışlarını sınırlandırmadığı gibi özgür hissedeceği ortam hazırlamalıdır.

Başarılı eğitmenler, çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, çocuğa karşı esnekbir yaklaşım içinde olan, davranışlarında belirli bir devamlılık ve kararlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğun isteklerini dinleyen kişilerdir. Yine başarılı eğitmenler, çocuğun kendi kendisini dinlemesi ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan, çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren, olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan, onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten, çocuklara korku silahını çevirmeksizin, kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce ifade edebilen birer birey olarak yetişmelerine imkan hazırlayan kimselerdir.

Şekil 1.Eğitmen Tutumları

Şekil 2. Eğitmenlerin Davranışlarına İlişkin Özerklik-Kontrol ve Sevgi-İlgisizlik Boyutları

Şekil 2.’de Demokratik ve işbirlikçi davranış, sevgi-kabul ve özerklikle ilişkilidir. 
Otoriter-diktatör davranış ise, özgürlüğü engelleyen kontrol ve sevginin karşıtı düşmanlık boyutlarıyla ilişkilidir.
Eğitmenlerin aşırı hoşgörülü veya aşırı kısıtlayıcı olmaları, çocuklara aşırı düşkünlükleri veya ilgisizlikleri onların ruhsal gelişmesini olumsuz yönde etkiler. 

Demokratik yaklaşımlı eğitmen, çocuğun arzu ve ihtiyaçlarıyla ilgilidir. Çocuğun davranışlarını ilgi ve anlayışla izler. Otonom öz değer iradesine ve çocuğun sağlıklı uyumuna değer verir. Yaşına göre kendisiyle ilgili bazı kararlar almaya çocuğu teşvik eder. Önemli konularda alınan kararların nedenlerini çocukla tartışır. Onun görüşlerine değer verir. Dil alışverişine olanak sağlar. Hemen her konuda çocuğa iyi bir rehber olmaya çalışır. 

Otoriter eğitmen  çocuğa olan sevgisini bile çocuk istenilen şekilde davrandıkça gösterir. Yani sevgiyi bir pekiştirici olarak kullanır. 
İstenen davranışlar da çoğunlukla gelenek ve daha üst otoritelerce saptanmış kurallara ve normlara uygun davranışlardır. Eğitmen kendisini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görür. Mutlak itaat bekler. Kendisi otoriter kişiliğin temel nitelikleri olan katılık ve dogmatik düşünme tarzına yatkın olduğundan çocukla dil alışverişinde bulunmaz. İstek ve emirlerin tartışmasız yerine getirilmesini ister. Aksi halde  cezaya başvurur. 

Çocukların denetim olmaksızın toplumda uygun davranışları öğrenmeleri mümkün değildir. Sınır koyma olmadan çocuğun kendini denetleme kapasitesi gelişmez. Büyükler  çocuklarına karşı duyduğu sevgiyi kesintiye uğratmayan sınır koyma yolu bulmalıdırlar.

Olumlu tutum, çocuğun özellik ve gereksinimlerine yakın, gereksinimlerini zamanında gideren, zamanında sınır koyan, sevgi, ilgi, sevecenliği, denetimle uygun şekilde  kaynaştırabilen aile tutumudur.

Büyüklerin otoriter davranışları ve bu davranışların ret etme, aşırı baskı, sertlik, cezalandırma, şartlı sevgi gibi yönlenmeleri çocuk üzerine kaygı, korku, saldırganlık, üretkenlik ve girişkenliğin olmaması, okulda başarısızlık şeklinde yansır. 
Eğitmenlerin hoşgörü, ilgi, sevgi, kabul gibi davranışları çocuklar üzerinde atılganlık, başarı, üretkenlik, sorumluluk taşıma duygusu, kendine güven şeklinde yansır.

Benimseyici ve serbestleştirici (otonom) tutum öz değer duygusunu olumlu yönde etkilemektedir.  Çocuktan aşırı talepte bulunmak kadar, hiçbir talepte bulunmamanın da öz değer duygusunun gelişmesini engellediği vurgulanmaktadır. Gencin davranışlarını düzenlemede aşırı hoşgörü de öz değer duygusunu olumsuz olarak etkiler. Çocuğun serbestlik kazanması, bağımsız davranmasını sağlamak için hiç bir sınır koymama da yanlış bir tutumdur. Bu da öz değer duygusunu olumsuz etkilemektedir.

Kişinin eğitimi ile tutumu arasındaki ilişkide, eğitim arttıkça demokrat tutum, azaldıkça otoriter tutum artmaktadır. Kişilerin çevresiyle ilişkilerinin olumlu olması, istenmeyen tutum ve davranışlardan uzak olmaları anne-baba figürüne sahip kişilerin tutumunun hoşgörü, sevgi ve kabul edici olması, kişinin tüm ruh sağlığını olumlu yönde etkilemektedir.

Başarılı Eğitmen-Çocuk İlişkilerinin Koşulları

n1. Eğitmen öncelikle çocuk gelişim evrelerini bilmeli ve çocuklarının gelişim evrelerini tanımalıdır.

n2. Eğitmen öncelikle çocuğu bağımsız bir birey olarak kabul etmeli, onunla sevgiyle ve olumlu ilişki kurmaya çalışmalıdır.

n3. Eğitmenler çocuklara “uygun davranışı” öğretmek için, kendi aralarında, çocuklara karşı davranışlarında dengeli, kararlı, tutarlı ve sürekli olmalılar. Çocuklar için kendi içlerinde barışık, huzurlu birer birey ve sağlıklı birer özdeşim modeli olmalıdır. Soyut düzeyde uyarı yerine, somut düzeyde örnek eylemlerde bulunmalıdır.

n4. Eğitmen, çocuktan yaşı ve yeteneklerine uygun isteklerde bulunmalı, çocuğu yönlendirmedekendi tutku ve beklentilerini değil, çocuğunun ilgi ve yeteneğini esas almalıdır.

İnsanlar olaylara ve davranışlara oluş şekliyle değil anlam açısından (yargı vererek) yaklaşır. Biz, doğru davranmak için, davranışlarla yargıları ayırmalıyız. 
Örneğin; Bizim oyun oynarken üstünü çamur ve toprakla kirleten bir çocuğumuz varsa: 
Davranış: oynarken üstünü kirletme 
Anlam veya yargı çıkarma: pis çocuk, yaramaz, düşüncesiz, gibi tanımlamadır. Bu biz anne-babaların yanlış tutumlarıdır.

Sorunları ayırt etmek ve gereken yerde ve doğru girişim için bir davranış penceresi çizelim. (Şekil-3.)





Kabul çizgisi                                                                                                                                                                                        





Şekil 3. Davranış Penceresi  

Kişilerin davranışı şekilde görüldüğü gibi kabul edilir ya da kabul edilmez olarak değerlendirilir.            Davranışların kabul edilip edilmemesi, bizlerin o davranışla karşılaştığımızda yaşadığımız duygularla bağlantılıdır. Burada davranış değil ona verdiğimiz anlam önemlidir.
Davranış oluştuğunda (örneğin, çocuğumuz burnunu karıştırıyor) olumsuz duygular yaşıyorsak (işten yorgun geldiğimizde, tuttuğumuz takım yenilmişse, eşimizle bir problem varsa, kızıp, sinirleniyorsak), davranışı kabul etmeyiz. Kabul çizgisi yer değiştirecek. Ve kabul edilmez davranışlar bölümü artacaktır. (Şekil-4.)








K
abul çizgisi                                                                                                                                                                                        







Şekil 4. Davranış Penceresi  


Olumsuz duygular yaşamıyorsak, her şeyin iyi gittiği ya da daha çok ilgimizi çeken bir şey varsa (örneğin: işimizde bir başarı elde ettik, takımımız yenmiş, ya da bir yakın arkadaşımızla o anda hararetli bir konuşma yapmakta isek) o davranışı görmezlikten gelebilir, davranışı kabul eder ve tepki göstermeyebiliriz. (Şekil-5.)


Bu durumda, kabul çizgisinin devamlı aynı yerde durmadığını, değişken olduğunu düşünmek zorundayız. Kabul çizgisinin değişkenliğini 3 önemli etken yaratır: 

BEN
Eğer keyifli bir günümdeysem, sağlık veya önemli bir sorunum yoksa, acelem yoksa, eşimle kavga etmemişsem, bir arkadaşımla iyi bir gün geçirmişsem, o gün birçok davranışı daha kolay kabul eder, daha az davranışa kızar, hatta genellikle kızdığım davranışları dahi göz ardı edebilirim. Yani, o gün kabul çizgim çok aşağılardadır, birçok davranışı kabul ederim. 
Tersine, zor bir günümde, evde aksilikler olmuş, eşime veya   aileden birine kızmışım, işlerim ters gidiyor, misafir gelecek veya bir yere yetişmem lazım, çocuğun birçok davranışına tepkiler gösterir, tersleyebilirim. Yani, o gün kabul çizgim çok yukarılardadır, birçok davranışı kabul etmem, tepki gösteririm. (Şekil-6.)

Şekil 6. Kabul Çizgisini Değiştiren Etmenlerden Ben Durumu

ÇOCUK: davranışların kabul edilip edilmemesi, çocuğun yaşına, cinsiyetine ve bize benzerliğine bağımlıdır. Şöyle ki, 2 yaşında bir çocuğun parmağını emmesi belki kabul edilebilir, ancak 8 yaşında bir çocuğun parmağını emmesi kabul edilmez. Bunun gibi, kız çocuğunun sürekli bebeklerle oynaması kabul edilir, ancak erkek çocuğun sürekli bebeklerle oynaması anne-babayı kaygılandırdığı için kabul edilmeyebilir. Eve geç gelen genç kızın davranışı kabul edilmez, oysa genç erkeğinki daha kolay kabul edilir. Çocuğun bize benzeyip benzememesine göre ona olan duygularımız davranışlarımızı belirler. Kimi anne-baba kendine benzeyen çocuğa daha yakın, daha anlayışlı tepki gösterir. Bu farkında olmadan, düşünmeden yöneltiğimiz tepkilerdir. Kimi anne-baba ise kendinden farklı olan, daha çok beğendiği davranışlar sergileyen çocuğa daha yakın, daha hoşgörülü davranır. Veya, kendinde beğenmediği tarafları gösteren çocuğa hiç müsamaha göstermez. Bu konuda bilinçli ve duyarlı olmak, çocuklara bilmeden göstermekte olduğumuz haksız tepkileri ayarlamaya yardımcı olur. (Şekil-7.)

































ÇEVRE: Davranışları kabul edip etmememizin diğer önemli bir nedeni de çevreye verdiğimiz önemdir. Örneğin, evde, mutfakta yemek yerken çocuğun daha özensiz yemesine müsaade edebiliriz de, bir misafir geldiğinde veya ziyarete gidildiğinde aynı davranışı gösteren çocuğa kızarız. Bu, çevre nedeniyle tepkimizin değişmiş olduğunu gösterir. Aynı şekilde, bahçede çocuğun top oynamasına müsaade eden anne, aynı davranışa evin içinde izin vermez. Ancak bu tepki farkı çocuğun yaramazlığından değil, çevre değişikliğindendir. Çocuğa bahçede yapılan hareketlerin, evde mümkün olmadığını önceden açıklarsak, sorun ve kavgadan kurtulmuş oluruz. (Şekil-8.)

 


Bu durumda, geleneksel olarak düşünüldüğü gibi, sürekli sorun yaratan şey çocuğun yaramazlığı değil, bizim olaylara yakıştırdığımız anlamlar veya bakış açımızdır. Bu bakış açısı çerçevesinde, davranışları ya kabul ediyor, anlıyor veya kabul etmiyor, kızıyor veya sinirleniyoruz.

nDavranışları kızmadan, öfkelenmeden kabul ettiğimizde ya sorun yoktur veya çocuğun kendine ait bir sorunu vardır ve bizi kişisel olarak etkilemiyordur. Örneğin: çocuğun TV' yi izlediğini düşünelim. Yapması gereken şeyleri bitirmiş veya yapması gereken bir görev yoksa, bu davranışta bir sorun yoktur. Yani, kabul edilir bir davranıştır. Aynı durumda, çocuğun TV' yi izlerken ağladığını görürsek, çocuğun TV' deki  programdan veya kendi özel durumundan etkilendiğini düşünürüz.. Bu da kabul edilir bir davranıştır, ancak çocuğun bir şeye üzüldüğünü gösterir. Burada, gösterilebilecek doğru tepki çocuğu anlamaya, dinlemeye gayret etmektir. Buna, Çocuğu Dinleme Teknikleri diyoruz. 

Çocuğu Dinleme teknikleri:

n1. Pasif dinleme (sessizlik): Anne-babalar çocuklarını dinlemekten çok, onlara öğüt vermeyi ve konuşmayı severler. Pasif dinleme, kabul edilmiş olmayı simgeleyen sözsüz bir mesajdır. Diğer bir kişiyi dinlemek,o bireye saygı gösterildiğini iletir ve sağlam ilişki kurulmasında yardımcı olur. Pasif dinleme etkili, sözsüz bir mesajdır ve şunları ifade eder: “Neler hissettiğini dinlemek istiyorum.” “Duygularını kabul ediyorum.” Pasif dinlemede, dinlediğinizi belirten kafa sallamak, öne doğru eğilmek, kaşları çatmak ve diğer vücut hareketleri vb. veya “Evet.” “Oh!” “anlıyorum.” gibi sözel “tasdik cevapları” denilen ipuçları vermek gereklidir.

2. Konuşmaya Davet veya Kapı Açma: Dinleyenin kendi düşünce, duygu ve yargılarını yansıtmamasına karşın çocuğun kişisel düşünce, duygu ve yargılarını ortaya çıkarmaktadır. “Gerçekten mi?”, “Ne kadar ilginç!”, “Konuşmak ister misin? gibi sözlerle kapıyı açarlar. “Senin duygu ve düşüncelerine değer veriyorum.”, “Senin bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istiyorum.” demektedir.
3. Aktif Dinleme: Çocuklara öz güven vermeyi, sorumluluklarını kabullenmeyi ve sorunlarına kendi başlarına çözüm getirmelerini, uygulanacak aktif dinleme yöntemi ile mümkündür. Bu yöntem, çocukların sahip oldukları olumsuz duygulardan dolayı rahatsız olmalarını engeller, yetişkinle çocuk arasında sıcak bir ilişkinin kurulmasını sağlar, sorunların çözümlenmesini kolaylaştırır ve çocukların anne ve babalarının düşüncelerine değer vermesini sağlar.

 

n       Çocuk        Şifreleme          Şifre Çözümü     Ebeveyn

 

n                                              Şifre

 

n                                        “Şu kana bak”

 

 

n     Gönderen                                                             Alıcı

 

 

 

 

n AKTİF DİNLEME

n “O kanı görmekten korkmuş gibisin”

 

Birçok yetişkin, çocuklarının sorunlarını, kendi problemleri haline dönüştürerek, gereksiz üzüntülere kapılmakta ve onlara yardımcı olamamaktadırlar. Yetişkin kişi çocuğa güvenerek, ona kendi sorununu çözümleme olanağı ve şansı vermelidir. Bu da aktif dinleme metoduyla olur. Aktif dinlemede kişinin kendi duygu ve düşüncelerinden sıyrılarak sadece gelen şifreyi çözümlemesi önemlidir. Çocuğun duygu ve düşünceleri yetişkinlerden ne kadar değişik olursa olsun, duygularının kabul görmesi gerekmektedir. Çocuğun ayrı, özel bir kişilik oluşturduğu düşünülmelidir. Yetişkinin çocuğu anlaması için kendi duygularını bir yana bırakarak, onun dünyasını, gerçeğini iyi kavrayacak esnekliğe sahip olması gerekmektedir. Çocuğun duygularını bastırmasına gerek kalmaz.

Aktif dinleme tekniğiyle kişi, çocuğun gerçek duyguları ile bu duyguların iletişiminde seçtikleri şifre arasındaki farkı öğrenirler. Bunlar genellikle aynı şeyler değildir. Eğer çocuk, “Senden nefret ediyorum” derse, bu o andaki duygularının ifadesi için seçilen bir şifredir, koddur. Şifre ürkütücü olabilir, ama mesele ardındaki duyguyu anlamaktır. O anda ona şeker vermediğiniz için kızgın olabilir; onunla oynamadığınız için hayal kırıklığına uğramıştır veya istediği bir oyuncakla oynamasına izin vermediğiniz için kendini yoksun hissedebilir. İşte bu durumda aktif düşünce yararlıdır, çünkü sizin, çocuğun şifresine değil, duygularına cevap vermenizi sağlar. Bu örneği şema ile göstermek mümkün: 
Çocuk         Şifreleme                                  Şifre Çözme          Yetişkin

Şifre


“Senden nefret ediyorum”


Gönderen                                                                                      Alıcı
AKTİF DİNLEME

“Bana gerçekten kızgınsın”

Aynı durumda olan bir çocuğun, TV'yi derslerini bitirmeden izlediğini düşünürsek, bizimduygularımız sinirlenmek, kızmak, tepkimiz ise çocuğu azarlamak veya bağırmak olabilir. Bu durumda ise davranış kabul edilmemiştir. Yani, çocuğun bir davranışı bizde kızgınlık, sabırsızlık, öfke gibi olumsuz duygular uyandırıyorsa, davranış kabul edilmemektedir, dolayısıyla sorun bizdedir. Bu durumda da uygulanacak en doğru yöntem, Sen Dili yerine Ben Dili ile kendimizi ifade etmektir. 

Ben mesajı kodu


Çocuğun davranışını kendi isteğiyle ve bize verdiği değer yüzünden değiştirebilmesi için, sorunumuzun ve kızgınlığımızın gerçek nedenlerini bilmesi gerekir.

Bunun içinde üç tür bilgi gereklidir: 

n1.Sorunu yaratan davranışı hangisidir?

n2.Bu davranışı bizi nasıl etkilemektedir?

n3.Bu etkinin bizde oluşturduğu duygular nelerdir?

Bu üç bilgiyi içeren mesaja Ben-mesajı denir. Kabul edilmeyen bir davranışı etkili ve sorumlu bir şekilde değiştirmeye yöneliktir. Ben dili ile ifade edilen kızgınlıklar, başkaları hakkındaki değerlendirme ve yorumlarımızı değil, bizim olay karşısındaki gerçek duygu ve yaşantımızı açıkladığından, duyulma olasılığı çok yüksektir. Saldırı niteliği taşımayan bir Ben-mesajı yetişkinlerin de gereksinimleri ve duyguları olduğunu belirtir.

Davranışın üç bilgisi:
1. Sorunu yaratan davranışın yargısız ve suçlayıcı olmayan tanımı: “Ne saygısız çocuksun!” yerine neden saygısız? Hangi davranış?
“Müziği bu kadar yüksek açtığın zaman…” davranışın tanımıdır.
2. Bu davranışın bizi nasıl etkilemektedir:
.başım ağrıyor
.okuduğumu anlamıyorum
.birbirimizi duyamıyoruz, gibi.
3. Olumsuz davranışın bizde yaşattığı duygular; 
.sinirleniyorum, kızıyorum, üzülüyorum, korkuyorum, gibi.

Çocuğu Dinleme Yöntemleri

Anne-babalar genellikle çocuklarını dinlediklerini düşünürler, oysa çocuk konuşurken sürekli uyarı, hatırlatma, önerilerde bulunma, fikir yürütme gibi girişimlerle çocuğu aslında dinlemezler. Sorunu olan veya kendinden bir şey anlatmaya çalışan bir kimseye uyarı, yargılama gibi müdahaleler, konuşanın susmasına veya kendini dinlenmemiş hissederek küsmesine, içine kapanmasına neden olur. 
Bu gibi müdahalelere İletişim Engelleri diyoruz. İletişim engelleri 12 ana başlık altında toplanmıştır:

 

İletişimde Engeller

Çocuğun sorumluluğunu öğrenmesi ve olayların sonuçlarıyla baş başa bırakılması

nÇocuk kendine özgü kişiliği olan bağımsız bir birey olarak kabul edilmeli ve onun hak ve özgürlüklerinin sınırları dengeli bir biçimde belirlenebilmelidir. Bu sınırlara uymayan çocuğa uygulanacak ceza, “insanlar arası ilişkileri anlatacak” türde olmalı, bedensel ceza, aşağılama, karanlık odaya kapatma… vb. gibi ceza türleri düşünülmemelidir. İnsanlar arası ilişkileri anlatacak türdeki ceza, ya çocuğun istediği bir şeyi almamak, gideceği bir programı iptal etmek gibi, onun bir isteğini kısıtlamak şeklinde uygulanmalı, ya da çayı döken çocuğa masayı temizletmek, ana caddede bisiklete binen çocuğa bisiklete binmeyi yasaklamak şeklinde sebep sonuç ilişkilerini anlatmayı esas almalıdır.

 

 

Ceza gecikmeden uygulanmalı, suça eşdeğerde ve zararı giderici bir ceza türü seçmeli (dökülen çayın temizletilmesi gibi) uygulanılmayacak cezayla çocuk tehdit edilmemelidir. Ödül uygulamasında da verilen söz tutulmalı ve ödül zaman kaybetmeden hemen uygulanmalıdır. Çocuk olayların doğal sonuçlarıyla baş başa bırakılmalı; ev ödevini yapmayan çocuğa annesi zor kullanmak yerine, ertesi gün alacağı kötü not ya da öğretmenin tepkisiyle baş başa kalmasını tercih etmelidir. Yine sabah geç kalkan çocuk, okula geç kalacak, böylelikle hareketinin cezasını kendisi çekmiş olacaktır.

 

 

 

Çocuğu Olumlu Davranışa Yöneltme Teknikleri:

n1.Çocuğun kişiliğinin tanınması

n2.Özel zaman uygulaması

n3.Çocuğun olumlu davranışlarına ilgi gösterme ve uyumunun artırılması

n4.Etkili yönerge verme

n5.Çocuğun çevresine sorun çıkarmadan kendi kendisinin oyalanmasının sağlanması

n6.Puan sistemi uygulaması

n7.Ceza zamanı uygulaması